MİRAÇ (1)

ALLAH DOSTU DERKİ….
Münir DERMAN (ks)

Onun için Receb Ayı Allah’ın Ayı.

Bu ayın yirmi yedinci günü de Mi’rac Gecesidir bilirsiniz.

Niye efendim Receb’in başında olmadı, ortasında olmadı da yirmi üçünde oldu.

Bu başka mesele.

Onun için Kur’ân-ı Azimüşşanda.

BismillâhirRahmânîrrahim.

“Sübhanellezi esra bi abdihi leylem minel mescidil harami ilel mescidil aksallezi.”

“Subhanellezi”, Aman Yâ Rabbî. Allah’ın kudretine bak demek Türkçesi.

“Subhanellezi”, aman aman aman bu ne büyük kudret bizim aklımız almıyor!.

Esra, götürdü, yürüttü, aldı gitti.

Bi abdihi, kulunu. Leylem, gece vakti…

“Efendim acaba Rasûlullahu Sallallahu Aleyhi Vessellem, Mekke’den Kudüs’e ruhen mi gitti yoksa nasıl?”

Bi abdihi, abid abid. Abid demek; cesedin içinde ruh demektir.

Şimdi ruhumuz çıktı mı ruh gider, geriye bazen cesed kalır, lâşe kalır, murdarlık kalır.

O insanın kendi kudretine ayarına göre.

İçindeki bakır miktarına göre, onbeş ayar, yirmi iki ayar, beş ayar,

Sahte ise, o başka hikaye!

Rasûlullahu Sallallahu Aleyhi Vessellem Efendimizi böyle aldılar.

Cesedi mübârekinen Turfetu’l- ayn içre yani gözünün kapayacağı sırada aldı götürdüler Kudüs’e kadar.

“Ondan sonra ne oldu?”

Ondan sonra kul olarak kimseye söz söylemek müsadesi yoktur.

Ağzinâ fermuar geçirirler insanın.

“Ordan öteye ne oldu?”

Bizim aklımıza dökülmez.

Hz. Cebrail geldi. Rasûlullah Efendimizi Sallallahu Aleyhi Vessellemi hacca gidenler var ise, Mutaf kısmı vardır Kâbe’nin.

Birde önünde ay gibi bir yer vardır.

Hz. İsmail’in şeyi dir orda kabri.

Rasûlullahu Sallallahu Aleyhi Vessellem bazı geceler orada uyurmuş. Oradan geldi aldılar O’nu.

Nurdan bir ata bindirdiler.

Anlamamız için diyoruz ata bindirliler.

Burak’a bindirdiler, sesten, ışıktan, elektrikten suratlı.

Rasûlullahu Sallallahu Aleyhi Vessellem bindi ona gittiler.

“Nereye gittiler?”

Ne senin aklın erer buna, ne benim ki. Hiç birimizin. Gittiler işte.

Mi’rac uructan geliyor. Yani çıkıyor. Göğe mi çıktı.

Biz biliyor sunuz dua edeceğimiz zaman göğe doğru bakarız.

Cenâb-ı Allah gökte midir?

Hâşâ sümme hâşâ.

En güzel yeri O’na orası bulduğumuz için göğe bakarız.

Göğ çünkü temizdir.

En münasip yeri orayı gördüğümüz için göğe kaldırırız “Yâ Rabbî “diye.

“La yesa’ani fil ard.” Hadis-i Kudsî.

“Ben namutenahi kâinata sığmam!” diyor Cenâb-ı Allah.

“Hakiki mü’minin, secde yapan mü’minin kalbinin içine girerim!” diyor Arabçada. Hadis-i Kudsî.

Onun için Rasûlullahu Sallallahu Aleyhi Vessellem Buraka bindiği gibi Miraca teşrif etti.

Mi’racta neler oldu?

Mevlüd de gördünüz Süleyman Dedeoğlu ne güzel anlatmış.

Öyle şeyler olmamış bizim anlayacağımız şekile sokmuş.

“Geldi ordan oraya durdu.

Ordan sesler geldi bilmem ne etti.”

Onlar bizim aklımızın ereceği şeyler değil.

Bütün beşeri perdeler ref’doldu.

Mekan ortadan kalktı.

Bütün gözümüzdeki perdeler, Rasûlullah’ın gözündeki perdeler.

Mekan ortadan kalktı.

Senli-Benli Allahu Lemyezelnen karşı karşıya geldiler Cenâb-ı Allah’la Cenâb-ı Peygamber.

“Nasıl geldiler karşı karşıya?”

Bunları anlatmağa yeltenirse İKİlik yaparız.

Demek ki Cenâb-ı Allah’ın sarayı var.

Oraya gitti, oturdular sohbet ettiler.

Anlatmak için kelime yok.

Yani insanın içinde El Hayy Esmâsı var.

Allah” Ben size yakinim diyor sizden.”

İşte onu anladı o ANda.

Onun için namazda mi’racta emrolunmuştur Cenâb-ı Peygambere.

Onun için miraci’l- mü’minin namazdır.

Efendim namazda ama biz uçmuyoruz?

Rasûlullahu Sallallahu Aleyhi Vessellem Efendimizin cesedi hususi sûrette yaratılmıştır.

Hususî sûrette terfi görmüştür.

Elem neşrak leke sadrak.

İçi açılmış, yıkanmış, temizlenmiş.

Hususî bir terbiye, hususî bir yaradılış, hususî bir nur ile olduğu için cesedi mübârekleriyle Huzur-u İlahîyeye kabul edilir..

Bizim daha bağırsaklarımızın içinde cife dolu.

O cifeynen ancak ruhen mi’rac yapabiliriz.

Bu pisliknen yapamayız.

Onun için ruhu, Allah’ın huzuruna ruhumuz giderken cesedden çıkıyor, cesed yıkanıyor ve doğrudan doğruya toprağa terkediliyor.

Toprakta da Cenâb-ı Allah cesedi çürütüyor.

Sebebi:

“Bu benim kulum. Rasûlumun ümmeti. Hayatta iken daima bana secde etti. Benim ismimi andı. Rasûluma salâvat-ı şerife getirdi.

Emrettiğim şeyleri yaptı. Belki bir hatası olabilir. Ben Erhamer Rahiminim.

Yarın huzuruma çıktığı zaman cesedini görüpde eski hatıraları gözünün önüne gelmesin!” diye Cenâb-ı Allah cesedi kul utanmasın diye yok eder, şey eder.

Yani “Cesedim çürümedi!” diye şey etme, gururlanma!

O cesedi çürümeyenler başka başka sınıftan onlar.

Onun için cesedin çürümesi mü’min için gâyet iyi bir şeydir.

Çünkü baktığı zaman: “Ulan bu cesedde iken ben felan edebsizliği yaptım!” diyipte utanmasın diye.

Allah bile kulunu utandırmamak için Settardır. Settar-ı uyubtur.

Sen böyle olduğun halde birinin ayıbını görüp de utanmadan suratına vuruyorsun.

Onun için şu üç günü var Recebin.

Üç günde hiç olmazsa cesedine mi’rac yaptır.

“Cesede mi’rac yapılır mı?”

Yaptırılır ya. Hayydır da. Allah için Hayydır.

“Akşama börek yiyeceğim!” diye değil.

“Tavuğu kızartacağım!” diye değil.

İbadaat bütün bunlar hepisi Allah için yapılır.

Şuradan bir taşı bir yerden alıp başka yere korsan Allah için yapacaksın.

“Allah için ne demek yav?”

Her kes söyler. “Her işini Allah için yap!”

Ben size anlatayım. Hiç biriniz bilmezsiniz bunu.

Yüzlerce defa: “Allah rızası için, Allah için yap!”

Hocalar söyler. Kitaplar söyler. Şunlar söyler, bunlar söyler.

Sen kendi iyiliğini mi seversin. İyiliğini seversin değil mi?

Başkasının fenâlığını sevme.

“Fakat kendi iyiliğini sever misin, niye seviyorsun?”

Vücudun var diye.

Sana senden yakin olan Hayy var içinde.

“Allah!. Allah!.” içinde.

Sana senden yakin olan Allah’ın istediğini de yaparsan Allah rızası için iş yapmış olursun.

Anlaşıldı mı?

Onun için ibadatlar Allah Rızası için yapılır.

Gösteriş için değildir.

Size bir şey söyleyeceğim ama korkmayın haaa.

“Lâ İlâhe illallah!” diyen İslâm olur.

Namaz kılmasa ne olur İslâm mı?

İslâmdır cezasını görür.

Demin ki o buruşuk yüzü görürsünüz.

“Hacc mevsimi geldi. Parası vardı gitmedi. Kâfir olur mu?”

Hâşâ bişey olmaaaz!

“Oruç tutacaktı tutmadı. Kâfir olur mu?”

Olmaaaz!.

“Zekât verecekti, vermedi ne olur?”

Derhal kâfir olur Efendiler. Derhal kâfir olur!..

“Niye?”

“Cenâb-ı Allah’ın verdiği nimeti Allah rızası için Allah yolunda kullanmadı!” diye. Sana veriyor.

Bu benim musluğum. Şurada çeşme var. Musluğu da koydun oraya. Çeşme senin musluktan efendim ben vermeyeceğim.

“Ulan nerden geliyor su, dağdan gelip senin depona?”

“Ben komşuma su vermeyeceğim!”

Onun için Cenâb-ı Allah kulunu imtihan eder.

Kendisi havadan zembilnen herkesin evine göndermez. Kulu vesile eder.

Kamer bile ayrılacağı zaman Rasûlu Sallallahu aleyhi Vessellem Efendimiz mübârek parmaklarını uzattı.

“İkterabetis saatu venşakkal kamer.”

Cenâb-ı Allah’ın kudreti parmaklarından tecellî ederek şey ikiye ayrıldı.

Kamer ikiye ayrıldı biliyorsunuz.

Onun için Cenâb-ı Allah Er Rezzâk esmâsını bazı seçkin kullarına: “Sen Benim yerime ver!” der.

İmtihan eder.

Bakar ki bu musluğunu idare ediyor mu?

Vermezsen verene ihânet olur. Küfrolur. Gider.

“Efendim felan zengin var, milyonları var, bilmem neleri var. Şunları var, bunları var. Herif prostat kanseri oldu. Amerika’ya gitti. İngiltere’ye Şuraya gitti. Buraya gitti. İflah olmadı!”

Zekât vermediği için Efendiler.

Bu zekât çok berbattır haaa.

Ama şimdi zekât veren yok, yok, yokkk!..

Herifin milyonları var. Arazisi var. Kasaları var, bilmem nesi var.

İki top basma alıyor. “Mahallede yetimlere dağattım!.”

Böyle zekât olmaz.

Bir, iki, üç, kırk mı?

Al babam. Kırk mı, vereceksin.

Bu gün hakiki zekât verecek adam yok oğlum, yok.

Hakiki zekât verecek adam olursa uçar bu gün oğlum uçar, havada gider.

Onun için bu üç gün kaldı Şabana.

Şu üç gün biraz mideni boş bırak.

Gece de sâcid ol biraz.

Allah’ın bu ayda inen bir âyet-i var ki, Cenâb-ı Allah’ın imzası o biliyorsunuz.

“Kul hüvallahü ehad.”

Bu âyeti de geceleri okuyun.

“Ne çıkar?”deme, “Ne çıkar?” deme.

Aşşağıda görürsün çıkacağını.

Aşağıda çok güzel televizyonlar var orada görürünür.

Bunu, üç gün oruç, Allah’onun önüne üç tane sıfır koyar.

Bu gün son üç gün.

Mi’ractan, mi’rac gecesinden o Şaban ayı girinceye kadar o üç gün var ya sen oruç tut.

“Efendim Cuma ya geldi.”

Cuma günü de tut.

Berbatlığı var ise at benim üzerime. Ben o yükü taşırım.

Öyle şey mi. İki gün tut, bilmem ne yok. Bunlar lakırtı.

Yalınız muayyendir oruç tutulmayacak günler başka.

Ramazan bayramının birinci günü.

Kurban Bayramının dört günü.

Tamam mı?

“Niye tutmayayım, Efendim Cuma.”

Cuması yok! Varısa kabahatı benim üzerime yüklersiniz. Çok semerim var benim taşırım.

Bu üç gün Ramazan orucu tutun!

Ramazan orucu diye Allah rızası için bağırsaklarını boşalt. Mânevî lavuman yap bağırsaklarını.

Ama: “Akşama ulan bi de tavuknan börek yiyeyim!” diye.

Böyle bir şey olmaz!

Oruç, doğrudan doğruya Allah’ın Rızası.

“Efendim peki aç durmaktan Allah’a ne?”

Ulan dedik ya Allah’ın imzası:

“Kul hüvallahü ehad. Allahüs samed. Lem yelid ve lem yuled. Ve lem yekün lehu küfüven ehad.”

Uyumaz, doğurmadı, bilmem ne etmedi. Değil mi? Bunlar değil mi?

Sana senden yakîn olan Allah gibi olmağa savaş!

Melekleşmeğe bak!.

Yeme bişey. Aç dur! Aç durmaynan ölmez insan.

Ben doktorun sana söylüyorum size.

Ama işkembesine bağlı olan iki günde geberir. O başka. O ölmez o geberir.

Onun için Ramazanda bir bardak sütnen tutabiliyor musun oruç.

Böyle için kıl gibi tertemiz olarak çıkarsın dışarı.

“Ama Efendim ben dayanamıyorum!”

Dayanamıyorsun o yine börek usulüne devam edersin.

“Oruç olur mu?”

Olur ya! Ama ooo tuhaf olur. Başka türlü olur!

Adamın biri hastalanmış gitmiş doktora. Meşhur bir doktora.

Midesinden rahatsızmış.

Demiş: “Doktor Bey benim midem, şöyle oluyor, böyle oluyor!” anlatmış. Doktorda: “Soyun!” demiş.

Soyunmuş. Bakmış bir saat.

“Peki!” demiş giyinmiş.

“Al şu reçeteyi bi de sütlü aç yazayım!” demiş.

“Amaaan bu iğneleri de!”

“Teşekkür ederim Doktor bey!” demiş çıkmış.

Aşağıya inmiş. Birden gerisin geri yukarı.

“Hırrrrrıııııt!” “Tak tak tak!” kapı.

“Ne var?” demiş doktor bey.

“Doktor bey müsaade ederseniz bir şey soracağım!” demiş.

“Hay hay demiş buyurun!” demiş.

“Sen bana demiş şunu, şunu, şunu sabah öğle ikindi yiyeceksin!” demiştin.

“Bunları yemekten evvel mi yiyeceğim yemekten sonra mı?” demiş.

Yani: “Ben yemek yemeyeceğim!” deyip de akşama börekleri mörekleri hazırlama!

Bir bardak süt. Bir bardak sütnen Cenâb-ı Allah’a yakınlaşmak lâzım.

Aç mideyle insan aynada göremeyeceğini bir kiremit parçasında görmeğe başlar.

Çünkü bütün hastaları insanın şeyidir.

Oruç, ömrü de uzatır efendim ömrü de uzatır.

“Ömür uzar mı?”

Uzar yaaa!..

“Efendim hani Allah indinde tesbit edilmiştir insanın öleceği de kalacağı da. Peki tesbit edilmişse ömrün uzun olsun diye dua etmek küfür olur o zaman. Değil mi?”

Ömür hikayesi Kur’ân-ı Kerimde “bir saniye eksilmez şey etmez.”

Siz şu adam, nasıl adam diye dönüp bakın.

Dünyaya 1900 senesinde doğdu diyelim. Şurada duruyor.

Bir de kıyametin kopacağı zaman vardır.

Diyelim o da 2000 senesinde kopacak.

1900 senesi burada 2000 senesi burada.

Kıyamet koptuktan sonra Cenâb-ı Allah.

Çok dikkat edin aziz cemaat! Bu çok mühüm bir meseledir.

Ruhları da yok edecek Cenâb-ı Allah. Ruhları da mahvedecek.

O zaman El Mütekebbir Esmâsıyla tecellî edecek.

“Ene Allah! İşte Ben Allah’ım!” diyecek.

İşte bu iki mesafedir.

Doğduğun dakika değişmez.

Ruhların mahvolacağı dakika da değişmez.

İnd-i İlahî de bunlar tespit edilmiştir.

Sen gelirsin, gelirsin, gelirsin şurda öldün.

Öl burası değişmez. Anlaşıldı mı?

Ömrün uzaması demek cesedde ruhun kalarak ibadatını mümkün olduğu kadar fazla yapması için dünya yüzünde onun için Allah ömrünü muzdat etsin denir.

Anlaşıldı mı?

“Ömür uzar mı?”

Uzar yaaa! Aç durmaknan.

Bundan üç ay evvel, Almanya da Kunisberg diye bir şehir vardır.

Kunisberg, Burada bir büyük Almanların Forsun İns Futurt Arama Enstitüsü diye bir enstitüsü vardır.

Burda. Burda Profosör Müller Kunt isminde bir adam var, halen yaşıyor.

Üç ay evvel onun bir çalışması çıktı, kitap halinde böyle yirmibeş sayfa.

Bana geldi bende var.

Adam İslâm Dininin bütün rukünleri üzerinde çalışıyor.

Kendisi Biyoloji Profosörü. 68-69 yaşında.

Şu beyaz fâreler vardır bilirsiniz. Beyaz fâreler.

Bunların ömrü üç senedir, 3 sene yaşarlar ölürler.

Allah o kadar tespit etmiştir bunlara.

İnsanlar da 100-120 sene, beş yüz sene de yaşamaz şimdiki insanlar.

Buğday, dokuz ay yaşar sonra da çürür gider değil mi?

Aynen olduğu gibi?

Yüz, bir yüz daha, bir yüz daha bir yüz daha.

Dört yüz tane sağlam fâre almış aynı yaşta, odalara koymuş.

Birinci yüzüne normal gıdasını vermiş, sabah, öğle, akşam. Bakmış bunlara.

İkinci odada olan yüz taneye günlük gıdasından fazla gıda vermiş.

O günlük gıdasını alanlar, normal alıp doyanlar; üç sene yaşamışlar, üç sene sonra ölmüşler.

Gıdasından fazla gıda verdiği de iki buçuk sene yaşamışlar. Hanı öküz gibi yiyenler!

Üçüncü yüz şeye bir gün yemek vermiş bir gün yemek vermemiş.

Bunlar dört sene yaşamışlardır.

Dördüncü yüz olan fârelere de bir gün yemek vermiş üç gün yemek vermemiş. Ne su, ne yemek!

Onlar altı buçuk sene yaşamışlar.

Bakın üç sene ömrü olan.

Onun için kitabında diyor ki: “İslâmların tuttuğu oruç çooooook büyük faydaları vardır.”

O kendi cephesinden şey ediyor.

Gâyet tabi faydaları var.

Şimdi o profosöre soralım: “sen onu fâreler üzerinde biliyorsun.

Bende insanlar üzerinde biliyorum!”

Öyle mubarek insanlar vardır ki İslâm içinde 85-92’a gelmiş başı ağrımamıştır mübareğin.

Dişinde bir tek çürük yoktur.

Çünkü daimi İslamî Edeb Rasûlullahın hıfzıssıhası, trafik yolu üzerinde yürür.

Hakiki islâma mükrop bile yanaşamaz.

Ama hakiki İslâm, nerede bulsak da eline ayağını yalasak!

Onun için şu üç gün bağırsaklarımızı, şeyi boşaltın.

Ondan sonra da Rasûlullah’ın Ayı geliyor, Şaban Ayı.

Bu ayda biliyorsunuz Receb Ayında “Kul hüvallahü ehad.”

Üç günüde oruç, geceleri de sabit, ayakta.

Uyuma, uyuma!

Gece saat akşam beşe altı kala, on kala akşam oluyor.

Sabah beş buçukta sabah namazı oluyor.

On iki saat uyku var. Hayvan gibi uyu istediğin kadar!.

Tabiii bunlar burdakilerine değil haaa!..

Sobayı yakarsın ısısını sana verir.

Duman da çıkar gider havadan şeyden.

Şaban ayında da Rasûlullah Efendimizin Sallallahu Aleyhi Vessellem Efendimizin Kabr-i Mübâreklerine, Ravza-yı Mutaharasına salâvat-ı şerife.

Dilin yettiği kadar: “Allahümme salli âla Muhammedin ve alâ âli Muhammed!”

Otur bir yerde salâvat-ı şerife getir.

Çünkü Rasûlullahu Sallallahu Aleyhi Vessellem Efendimiz buyurmuş ki: “Salâvat-ı Şerifeler, benim kabrimin yanında salâvat-ı şerife getirirseniz ben duyarım!” diyor Hadis-i şerif.

“Uzaktan yaparsanız!” diyor.

Her Cuma günü görünmeyen jet uçaklarıynan, tayyareler melekler yüklerler ona.

Sizin anlayabileceğiniz şekilde söylemek için söylüyorum.

“Bu Salâvat-ı Şerifeler yüklenir bana arz olunur!” diyor Rasûlullahu Sallallahu Aleyhi Vessellem.

Bazı Salâvat-ı Şerifeler de vardır ki jet uçağına lüzum yoktur.

“İçerki odadan Katip Mehmed Efendiyi bana çağırın!” dedik.

Şu çocuğa dedik kalktı gitti dedi ki: “Sizi içerden istiyorlar”.

Bi vakıt geçti. Bi de “çin çin çin!” zil çalarsın.

Bi de buradan düğmeye bastı mı: “Mehmed Efendi buraya gel, hemi çabucak!”

Öyle salâvat-ı şerife de vardır haaaa.

Öyle jet uçağına lüzum yoktur.

İki kelime söyledin “viiiiiiijiit!” diye gider.

Orayı bombardıman edeceksiniz.

Amma salâvat-ı şerife boğaztan çıkmayacak, Kalbten çıkacak.

Çünkü her insanın kalbinde Nur-u Rasûlullah vardır.

Zâten namaz, niyaz bütün oruç, bu ibadatlar insanın şeklini değiştirmez. Sarı iken kırmızı, mavi gözken sarı göz, sarı gözken yeşil göz yapmaz!

Ne ise insan o dur.

Bir elma ağacının altına bakarsanız, elma güzel kırmızı olur.

Fakat elmadan üzüm olmaz.

İbadette insanda bulunan bir hassayı ortaya çıkarır ki o da Nur-u Rasûlullahtır.

O nur ile birlikte geceleri Rasûlullahu Sallallahu Aleyhi Vessellem Efendimizin Ravza-yi Mutaharasını bombardıman edeceksin, Salâvatla.

Ordan bir delik açtığın zaman nasıl ki ayna kırıkları bir yamacın üzerine düşer de güneş vurdu mu yıldız gibi parlarlar.

O zaman kalbinden Rasûlullahu Sallallahu aleyhi Vessellemin içindeki senin kalbindeki nura bir huzme gelir.

Bakınız şu elektriklerde şimdi elektrik gelmiş orda bekliyor.

Şurdaki aşağıdaki düğmeğe basmak lâzım.

Bastı mı fenere geçecek.

Senin iç inde duruyor ama sen haberinde değilsin.

Bağırsakların bilmem neyle dolu, kafan şunnan dolu.

Bilmem neyin şunnan dolu bunan dolu.

İşte salâvat-ı şerife buradan giderse oradaki düğmeye basmış olursun

ÂYETLER:

سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ

—“Sübhanellezi esra bi abdihi leylem minel mescidil harami ilel mescidil aksallezi barakna havlehu li nüriyehu min ayatina innehu hüves semiul besiyr: Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (İsrâ 17/1)

اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانشَقَّ الْقَمَرُ

—” İkterabetis saatu venşakkal kamer: Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.” (Kamer 54/1)

قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ اللَّهُ الصَّمَدُ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُوًا أَحَدٌ

—“Kul hüvallahü ehad. Allahüs samed. Lem yelid ve lem yuled. Ve lem yekün lehu küfüven ehad : De ki: O, Allah birdir. Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur.” (İhlâs 112/1-4)

Bir Cevap Yazın