RAMAZAN/ORUÇ YAZILARI (3)

ORUÇ’UN ESRARI
Oruç, insan ruh ve maddesinin ilâhî banyosudur. Oruç, vehleten
aç durmak gibi gelir insana.
Aç durmakla ceset zevk duyarsa, oruç’un mânâsı ortaya çıkar…
Açlıktan sıkıntı duymak, hakikî oruç mânâ ve mefhumunun
dışındadır. Oruç, ceset ile ruh tevhidini husule getirmektir.

Mukaddes Kur’ân-ın Bakara Sûresi’nde 183 üncü âyet yâni
Allah sözleri diyor ki: “Ey îman edenler”. Buradaki îman edenler,
kâinatta aczini bilerek gaybe inananlar demektir.
Gaybe inanmak çok güç, çok zor bir başarıdır, insan oğluna…
Mantık ve havas’a hitabetmeyen şeylere inanmak çok müşkül
bir iştir. (Bu oruç ile ta ki günâhlardan korunasınız.) (Oruç
size yazıldı, nasıl ki sizden evvelkilere yazılmıştır…) Kulun Allâh’a
karşı olan şükrünü ifa etmemesi ve bunda devam etmesi edeb dışı
bir iş olur ki buna günâh derler.
Günâhın cezasını Cenab-ı Hak kulun kendine bırakmıştır. Günah,
inkâr ve red hududuna girerse, küfürdür. Küfürün cezası ise,
Allâh tarafından verilir...

İnsanda bütün ilâhî esmâlar tecellî ettiği
için, şükrün ifasının tehiri, esmâları zedeler… İnsan böylelikle,
kendi kendini zedelemiş olur..

Yukarıdaki söylediğimiz emir ile oruç, Allah’a inananlara farz
olmuştur. Emirde (Yazıldı) kelimesi ile büyük bir incelik ve hikmet
ifade edilmiştir… (Yazıldı) kelimesinde “sizin canlılığınız, ruhunuz
ve maddeniz bir murad ile halk edildi. Ve ona lüzumlu olan şeyler
de, evvelce Âyetullah ve Sünnetullah ile tâyin edildi” mânâsı
gizlidir.
Âyetullah: Esmâların tecellîsi, görünmesidir. (Hay) ile canlıyız
(Basir) ile görürüz (Semi) ile işitiriz, ilâhîr…

Bunların devamı
için, bir takım kanunlar vardır. Havadan oksijen alırız, su
içeriz, gıda alırız, sıcak ve soğuğun tesirleri vardır. Bunları saymak
uzun sürer… Bunların hepsi Sünnetullah’tır. Yâni tabiatta cari,
fizikî, kimyevî, meteorolojik her türlü değişmeyen kanun halindeki
hâdisattır… Emrin içinde Sünnetullah’tan zarar görülmemesi
gizlidir. Ruh ve maddeye lüzumlu olan bu (Yazılış) şimdi size tatbik
edesiniz diye emrolundu demektir.
Çalışmadan sonra dinlenme, uyku nasıl insan ve canlı için lüzumlu
ise, oruç da, insana, yaradılışında lüzumlu olan hâdiseler
arasında bulunur… Oruç, uzviyetin her gün yapmağa rûhî ve fizyolojik
olarak duyduğu mecburiyetlerin, bir anda irade ile durdurulup
perhize geçmesidir.


Oruç, mecburi olarak, uzviyetin dinlenmeye sevk edilmesini
sağlar. Fakat emrin konulması, bu mecburiyette tehir olmasın diyedir.
Hastalıklarda, hastanın perhize konuluşu, onun iyiliği için bir
mecburiyettir.


Oruç’un her sene başka bir ay ve mevsimde gelişi de dikkate
şayandır. Mevsim ve aylara göre doğanların karakter, bünye ve
arzularını, beşeriyet hâlâ gazetelerde, kitaplarda tahlil etmektedir.
Yazımızın başında, ceset açlıktan zevk duyarsa diye bir söz ettik.
Evet duyması lâzımdır.
Yemek helâldir, vücuda eziyet vermemek lâzımdır; gibi iftarda
ve sahurda yemek hikâyelerini ileri sürüp, fazla yemek yemeği
müdafaa, oburluk, tahammülsüzlük, sabır hasletlerini firenlemek
kudreti olmayanların mütâlâaları olarak kabûl edilir.
Tahammülsüzlük gösterenlere, hastalara zaten oruç farz değildir.
Bu halleri zail oluncaya kadar.
Oruçtan sabır, tahammül, kendine hâkimiyet, sinirlerini dizginlemek,
kanaat mikt nmn ölçülmesi murat edilmektedir.
Hasta bir insana, normale avdeti için, doktor bir takım sıhhi
tavsiyelerde bulunur. Bunları yapması kendisi için faidelidir. Başkası
için değil. Oruçta normal uzviyet için; ilâhî, sıhhî bir öğütün,
emir şeklindeki tecellîsi gizlidir. Yapabilene ne mutlu…

Orucu süsleyen bir takım âdabı muaşeret de vardır. Vakti, şartları,
sünnetleri, orucun sahih oluşunu sağlayan, öyle olması muhakkak
lâzım gelen kaideleri mevcuttur. Orucu bozacak haller; oruca
niyet etmiş temiz insanların bilmesi ve riayet etmesi, mecburiyeti
olan hususlardır ki, bunları bilmeden, zaten oruca girilemez… Oruçta,
insanın, helal yemeğinden, arzularından, isteklerinden ruhen ve
maddeten ayrılıp sıyrılarak, yükseklere tırmanışı gizlidir. Bu yükselişteki
zevk, insanın anlama ve kavrama derecesine göre değişir.
Bu dereceye göre de uzviyetin bir dinlenme ve tasfiyesi husule gelmektedir.

Vehleten bu hakikatları reddedebilirsiniz. Fakat mesele
öyle değildir. Biraz sabrediniz ve her şeye itiraz ile yüklü olmayınız…

Oruç tutanlara hürmet etmek, insana yakışan en büyük fazilet
tezahürüdür. Tutmayana da bu zevkten mahrum olmanın vereceği
ölçü ile bakmalıdır.

Oruçlu bir insanın, büyük bir sabır ve sükûn
heykeli gibi, daima sâkin ve etrafına gayet rahim ve şefkatli
olması, orucun kıymet ve derecesi ile ölçülür. Yemeğe hasret açgözlülüğü,
etrafına çatmak asabiyeti gibi haller izhar edip bocalıyan
hakikî oruç tutmuş olmaz. O ancak sabahtan akşama kadar
beyhude yere aç durmuş olur ki bu orucun mânâsına bile yanaşmaz.
Uzviyet açlığın vereceği aksülamellerin doğuracağı faideye
kavuşabilmesi için tamamiyle sâkin ve gevşemiş olmalıdır. Asabiyet,
bu muvazeneyi hemen bozar, asabî insanlarda mide ağrılan, iştahsızlıklar
malumdur.


Ölmeden evvel ölmek” tebşir-i Peygamberisi. “Errezzak ile değil hay ile hayyı devama çalışınız. O zaman daima hay olursunuz” demektir. Bu bir sırdır. Anlaması güçtür. Güç kelimesi perdelerle örtülü olduğu için kullanılmıştır. Murad-ı İlâhi böyledir. Bu muradda büyük ve büyüklerin büyüğü bir hikmet gizlidir.

“Halikle öyle anlarım olur ki aramıza melek-i mukarrep bile giremez.” Buyuran Resûl-i Ekrem’in “Bir ok yayı kadar yanaştım.” sözü, dinin asıl nüvesini teşkil etmektedir. Bütün bu yoldakiler, bunu hal ve anlama peşindedirler. Onun için “Oruç benimle kulum arasındadır, mükafatını bizzat ben vereceğim.” buyurulmuştur.

Hay ile herşey vardır. Bütün esmalar Hayy’ın vasıflarıdır. Bir tane de vardır ki bunların hepsinin ismidir, ona da (İsm-i Azam) derler. Şu mudur? bu mudur? diye uğraşma. Birşeyi insan görür, tutar, anlar ve inanır. Fakat bu anlamada şüphe ve şek bulunduğu zaman bu mudur? şu mudur? diye mırıldanır. Hakiki isimde mütereddittir. Ondan dolayı hakiki çağrıyı yapamadığımdan, büyük istifade ve visale kavuşamaz…

Allah yolunda ölenler ölmemişlerdir. Allah yolunda ölenler kimlerdir. Hiç düşündünüz mü? Allah’ın her canlıya bilaistisna verdiği Errezzak’tan zorla nasibini kesmek arzusunu taşıyanlardır. Bunlar binbir türlü vesilelerle ve perdeli şekillerle Hay’lıklarını Hay ile birleştirip, ortadan Errezzak esmasının kaldırılmasına uğraşanlardır.

Bir çok hastalıklarda perhiz, hastanın iyi olmasında en büyük amildir. Bu Hayy’ın Hay’dan medet dileyerek, boşalan enerji akümülatörünü doldurması demektir.

Hayyı, Hay ile beslemeğe uğraşanlar ise, Vellilerdir.

Huzura çıkmak için rızkın mahsulleri temizliği bozar. Temizliği tazelemek lazımdır. Bunlardan anlayan için, büyük hakikat ve huzur kapıları görünür, işte bu kadar… Hikayenin anahtar deliği Oruç’tur.

Oruç’un kıymetini bilmeğe ve bunda devamlı olmağa gayret etmek gerektir. Amma “Ben yapamıyorum” diyeceksen, bu meydanlarda dolaşmağa bakma… Bu meydanlar çok hoştur, çok tatlıdır, fakat tehlikesi de çok ve anidir… Allah kimseyi zorlamaz. Verdiği Hay parçasının hürmetine orucu (Yazılmak) kelimesi ile emir buyurmuştur. Bu bize verilen Hayyın, ind-i İlâhiyede makbuliyetini arttırmak, Hayyın makam olan vücut için mecburiyetinin, gâyet müsamahakar ve nezaket çerçevesi içinde (Yazıldı) Lafz-ı Mübareki ile bildirilmesidir. Bu kelimede zorlama, korkutma yoktur. Bu kadar nezaketle emir buyrulan oruçta nasıl büyük bir sır, derin bir hikmet, huzur ve felah olduğunu artık siz düşününüz…

Ramazanınız mübarek olsun…
NOT: Yukarıdaki Yazı, Münir Derman’ın “Allah Dostu Der ki…” isimli eserinden alınmıştır

One thought on “RAMAZAN/ORUÇ YAZILARI (3)

  1. ALLAH razi olsun inşaallah… sırlar var sırlar içinde.

Bir Cevap Yazın