RAMAZAN/ORUÇ YAZILARI(6)”kadir gecesi-2″

KADİR GECESİ ve GECE:

Kadir gecesini her müslüman bilir, ta’zim eder. Münkirler de bu geceyi bilir, fakat dillerini bu gece için oynatamazlar… Bir kelime ile mübâreklerin mübâreği bir gecedir…
Bu güzel geceyi anlatmadan evvel, gece nedir, onu biraz karıştıralım, sırlarını görelim; sonra da Kadir gecesini birlikte dolaşalım…

Gece, rûhânî… Gündüz cismâni: âlem remzidir…

Bütün muz’i ecrâm (yıldızlar) karanlığın nâmütenâhiliği içinde parlarlar… Kendilerini ancak karanlıkta gösterebilirler veya bizim görme hassamız onları gece görebilir... Bu iki ters cümle üzerinde biraz düşünmenizi dilerim…
Karanlık nâmütenâhi mülk-i ilâhîde, aydınlığa nazaran çok galiptir.

Rûhanî âlemdeki nûrun temsili kamerdir… Kamer aynı zamanda ruhun âlemidir… Bedr-i tâm(dolunay) zamanında rûhanî çalışmaya delâlet eder… Gece namazı Resul-i Ekrem’e farzdır.
Niçin, Şakku’l-Kamer hâdisesidir (ayın yarılması) de, Şakku’l-Şems değildir?..
Hasefe’l-Kamer’dir de Küsûfe’l-Şems değildir?.. “Vecumiaşşems, Ve’l-Kamer”dir de (kıyame süresi 9.ayet) niçin “Vecumie’l-Kameri ve’ş-Şems” değildir?
Kudret-i Süphaniye Settâr esmâsı kanalından tecellî eder de
ondan

Ecrâmın karanlıkta parıldaması ibâdetin karanlıkta olanı parlar olacağına işarettir…

Güneş aya giriyor… Niçin ay güneşe girmiyor?.. Hem ay küçük olduğu halde… Bütün mevcûdâtın ve mahlûkâtın yok olacağına ve Settâr’ın içinde kaybolacağına işarettir… Aynı zamanda kıyâmete işarettir...
Rûhanîyetin daimî olarak cismaniyete hâkim olduğunu ifade eder.

Bundan dolayı gündüz ile gece yapılan ibâdet arasında muazzam fark
vardır…

Gündüz cesedin ibâdeti, gece ruhun ibâdeti yapılır. Mi’râc bile gece vakti olmuştur…

Hayy esmâsının tecellîsi daima Settâr
esmâsiyle kapanarak, örtülerek olur… Hangi tohum örtülmeden
intaş eder? Arı, balını yaparken kimseye göstermez… İnsan alaka’sı
gizli olarak büyümeğe başlar… Ölünün cesedi bundan dolayı defnedilir… Vahy gelirken “Üzerimi örtün” diye Cenâb-ı Resûl’ün buyurması, sıcak iklimde üşümesinden değildir… “Beni örtün!” Vahy’in şiddetinden husule gelen ihtizazın örtülmesini, görünmemesini, Settâr esmâsına karşı olan edep için örtülmesini emir buyurmuştur…
Cenazeyi tekfin(kefenlemek) de bu edep için yapılır… Setr-i avret Hayy esmâsının tezgâh ve teferruatı olan yerler için emir olunmuştur...
Edep yeri âşikâre olan hiçbir canlı mahlûk yoktur… Hepsi fıtrî yaradılış icabı bir uzuv kısmıyla örtülüdür… Kimini kuyruk, kimini gulfe, kimini kıl, kimini tüy örtmektedir… Yalnız insanlarda bu gibi yaradılıştan teşrihî bir örtü olmadığından, (Bu yaradılış murâd-ı ilâhîdir) insanlara telebbüs lüzumu, te’sirat-ı hariciyeden sıyânet bahanesiyle setr-i avret mecburen ve habersiz yaptırılmıştır…

Örtü Settâr’ın nâibidir.

Esmânın dünyada nâibi varsa evvelden mevcuttur. Nâibi yoksa sonradan emirdir..

Bu, büyük dinî hakîkatların bir kapı aralığıdır. Bunu anlayan, kapı aralığından hakîkatların illetlerini, sebeplerini, niçin öyle olduklarını, nehiylerinin esasını anlamış olur. Bâzı cümle ve kısa anlatışlar binlerce kelimenin, yüzlerce lâfzın küçültülmüş ve akla sokmak için hazırlanmış usûl ve yollarıdır…
Gece ve geceler insana daha yakındır gündüzlerden… Resûl’ün
sırtındaki siyah mühr-ü nübüvvet, dünyada siyah ırkın bulunması,
bu siyah derili insanların yaradılışındaki hikmeti düşünüp anla-
mak herkese nasip değildir… Hacer-i Esved, Kâbe örtüsünün siyah
oluşu insanları düşündürmelidir. Bunlar tesadüfî şeyler değildir…
Hâlık, “Geceye kasem ederim” diyor… Karanlık yere daima her
cansız cisim bile hürmet ediyor. Farkında mısınız?.. Güneşin ziyâsın-
da birçok dalgalar mevcuttur. Fakat aydınlık dalgaları hailleri geç-
miyor; geçemiyor değil…
Dikkat buyurun… Karanlığı aydınlatmamak için röntgen şuan
her şeyi delip geçiyor. Fakat kendini göstermiyor, kendi görünmü-
yor… Gündüzü mü seversiniz geceyi mi?.. Ne söylerseniz inanılmaz,
muhakkak geceyi seversiniz. Çünkü insanların yaradılışında gizli
bir istek vardır.. Geceyi sevmek… Hakikî sevgi ve kulluk gece belli
olur. Fosforun gece parlaması tesadüfî bir şey değildir; bir hikmetin ve bir sırrın gizli kapaklı izah ve ifadesini haykırmaktır. Fosfor böceklerinin zikri gecedir. Ondan dolayı her bağırışlarında parlar,
sönerler… O halde gece:
1 – Geceye “Kasem-i İlâhi” verilen ehemmiyet ve kıymetin ifadesidir,

2 – Güneşin küçük aya girmesi, Settâr’da her şeyin eriyeceğine, geceye verilen kıymetin ifadesine,bir gün kıyâmet kopacağına
delâlet eder.


Şimdi geceyi tariften sonra KADİR Gecesine gelelim:
Bu tarif edilen gecelerden birisi değildir Kadir gecesi… Ed-Duhan Sûresinin 4 üncü âyetinde zikredilen gece.. Bu gece, Kur’ân kül (bütün) halinde Levh’den inmiştir… Sonra senenin içindeki bir gecede de parça parça inmeğe başlamıştır. Bakara Sûresinin 185 inci âyetine göre, Ramazan ayına tesadüf eden bir gecedir. “Biz onu Kadir
gecesi indirdik…”
“Kadir gecesini Ramazanın son haftasında arayınız…”
Elimizde Allah ve Resûl’den müntakil bilgilerimiz bunlardır…
Kadir gecesi, muayyen bir gece değildir. Bir sene tek gecede, bir
sene çift gecede olmak üzere seyr ve intikal eder… Ramazan ayı da
o geceye tesadüf etsin diye mevsimlere göre değişir.
İnd-i İlâhîde evvelce böyle bir gece murad ve tesbit edilmiştir…
Ramazan daima bu gecenin bulunduğu aya tesadüf eder. Kur’ân-ı
Kerim’in bu gece inmesi tensîb-i İlâhîdir. Ramazan ayı kamere göre
olduğundan, senenin diğer muhtelif mevsim ve aylarında seyr ve
intikal eder.
Buna nazaran, Kadir gecesi, İnd-i İlâhi’de sabit ve muay-
yen bir merkez noktasıdır. Güneş muayyen bir burca dünyayı
aldığı zaman bahar nasıl geliyor, nebâtat uyanıyorsa, senenin muhtelif zamanlarına ve mevsimlerine tesadüf eden kamerî Ramazan
ayı o gecenin zarfı mahiyetindedir.
Herhangi bir gece, (O kadrin, şerefin merkezine) geldiği zaman
Kadir gecesi oluyor, Kadir ismini alıyor, rahmet açılıyor… İnd-i İlâhide sudûr muayyen bir zamanda oluyor. O sudûr hangi geceye tesadüf ederse Kadir ismi ona intikâl ediyor… Gece sabit değildir.
Rahmetin sudûr merkezi sabittir. Sudûr muayyendir.. Muayyen bir zamanda oluyor. Tesadüf ettiği geceye şerefini saçtığından o gece Kadir gecesi ismini alıyor. Gök kapıları açılıyor diyoruz… Dedelerimizden gelme güzel bir tâbir.
Şerefin, kadrin, rahmetin sudûru İnd-i İlâhide muayyendir.
Settâr ile örtülü olduğundan o sudûr zamanı bir geceye tesadüf ediyor.

Rahmetin sudûru hangi geceye tesadüf ederse o gece sudûrun şerefine mazhar olduğundan Kadir gecesi ismini alıyor… Bu sûretle bütün senenin geceleri bu şerefe mazhar oluyor. Ve Settâr’ın gö-
rünür nâibi olan geceler Kadir şerefinden nasîbini alıyor… (Adâlet-i İlâhi) …
“Gece karanlık zamanıdır. Câhiliyyet devridir. Cihanın hakikî irfan ve nurdan mahrum olduğu zamandır. Resûl-i Ekrem gelmeden evvel insanlığı böyle bir gece sarmıştı. Böyle karanlık bir gecede bir devirde insanlık nurlara garkoldu, karanlıklar kalktı, Resûl’e
gelen vahy ışıkları ile parladı.” diye tefsir ve tarifler de mevcuttur.
Gece cehâletin remzi olamaz... Nur geceden çıktığına göre nasıl olur?.. Cehâleti gideren de geceden çıkan nurdur… Yıldızlar gece parlarlar… Bu bir âyettir… Geceyi cehâlete remz ve temsil yapmak biraz edep dışı bir iştir.. Belki de inanmıyanların aklına dökememek aczinin verdiği garip bir tarif olup, nezaketten doğmuştur bu tefsirleri…

Bin geceden hayırlı olan bu gece diğer geceleri küçültmez.
Her geceye nasip olduğu için her gece bu gecenin feyzinin ışıklarına sırası geldikçe çarpıyor…
Fecirde ışıklar başladığı zaman gece Kadirlikten çıkıyor. Nasîbi bitiyor demektir. O halde gece nasıl câhiliyyet remzi oluyor?..
Olamaz… Gece ve geceler olmazsa nûrun kıymeti kalmaz. Nur, feyz
görünmez…
Gül kokusu, gülü bıraktığından koku her tarafa yayılır… Koku görünmez, yayılır. ”Benden sonra Peygamber yoktur.” mübârek sözü Allah’ın bir ihsânıdır . Bu söz Resûl-i Ekrem’in dininin şeref perdesidir. Bu gül kokusu, bu ihsan, bu şeref Kadir gecesi hürme-
tine beşeriyyete Resûl ile bildirilmiştir… Bundan nasîbi olan korkmaz. Zaten haktan gayrı olan varlıktan korkmak gizli bir şirkten başka bir şey değildir. Allah’a dayananın korkusu olmaz, olamaz da…

Kadir gecesi idi… Hastalığı ilerlemiş, ateşler içinde yatıyordu…
Dudaklarından Allah’ın mübârek kelimeleri süzülüyor… Sevgili kızı
başucunda idi. Gözlerinden inci daneleri sedâsız dökülüyordu … Kızının güzel gözlerine fersiz gözlerini dikti:
– Sevgili kızım, Kadir gecesi bu gece değil mi? dedi. Kızı:
– Evet baba, der gibi gözyaşlarını eliyle sildi. Baba, tekrar kızına baktı:

Artık ayrılmak zamanı geldi. Yolumuza gidelim, ben ölmeğe sen yaşamağa kızım. Hangisi daha iyi?.. Bunu Allah’dan başka kimse bilemez, dedi. Kadrin rahmet, şeref ve kokulariyle gidiyorum…
Resûl’ün mübârek ismini anarak ruhunu teslim etti… Fecr ışıkları başlarken bu Allâh’ın velîsi her zaman şöyle duâ ederdi (Duâsı
kabûl oldu da Kadir gecesi ruhunu teslim etmişti):
“Ey gözlerin görmediği, fikirlerin varamadığı, öğücülerin övemediği, hâdisatın değiştiremediği, mesâip ve belâyanın korkutamadığı, Zât-ı Ecelllâlâ. sen ki dağların kaç miskâl, denizlerin kaç litre, yağmurların kaç katra olduğunu, ağaçlarda kaç yaprak bulunduğu­nu, üzerlerine kaç gecenin karanlığı yayıldığını, kaç gündüzlerin aydınlattığını bilirsin. Senden hiçbir gök öbür göğü, hiçbir yer diğer
bir yeri örtüp gizleyemez, hiçbir deniz karnındakini, hiçbir dağ sinesindekini saklayamaz… Ey bu evsâf-ı Celîle ile mevsuf olan Kaadir-i Mutlak… Lûtfet de benim ömrümün en hayırlı zamanını son dakikam ve en düzgün işimi işlerimin en sonu kıl… Günlerimin en
mübâreğini de Sana kavuşacağım gün eyle… Yâ Erhame’r-Râhimin…”
O gün Kadir gecesi fecr ile ölmüştü.

2 thoughts on “RAMAZAN/ORUÇ YAZILARI(6)”kadir gecesi-2″

  1. Merhaba üstteki yazıda bir hikaye anlatılıyor. Allah’ın Velisi Kadir gecesi vefat ediyor ve kızıyla arasındaki diyalog yazılmış. Bu zat-ı muhteremin ismini bağışlar mısınız? çok çok merak ediyorum. ilginize şimdiden teşekkür ederim.
    Pınar Soykut

    1. Merhaba kitaplarından alınan bir kesit.kim olduğunu açıklamamış mübarek düşünmeye ve kişi kendisi bulsun istemiş anladığımız kadarıyla.Bizde o yüzden paylaşalım istedik.Rabbim idrakına erdirsin inşallah

Bir Cevap Yazın