LA MEKÂN … MEKÂN… ZAMAN … VAKİT… MÜDDET…

Bu kelimelerin ifade ettikleri mana inceliği ve hakikatının bugünkü dilimize ve başka dillere tercümesi olmaz. Olursa da kupkuru bir mana soysuzluğuna gidilmiş olur.

Lamekân ” Mekân, zaman , vakit, müddet “ kelime- lerinin ifade ettiği mefhumlarla sezilir.

Mekân olmadı mı, zaman mevzuu bahis değildir. Zaman yok farzedilirse, vakit kendiliğinden kaybolur. Vakit olmadı mı müddet konuşulamaz .

Zaman, devamlı bir nehir gibi akar gider. Bu nehrin menbaı yok- tur. bilinmez. Döküldüğü mansap derya da mechullerin mechulüdür.

Mekân, zaman akışına girdiği anda vakit sözü ortaya çıkar.

O zaman müddet mefhumu mekana mana verir.

Görünmez mekansızlık ve görünür mekan arasında insan istifade

etsin, hakkı tanısın diye müddet murat edilmiştir.

Bu kitapta bunların mana ve incelikleri anlatılır, namaz ve vak­tinin esrarı etrafında laflar edilecektir.

Anlamıyanlar, tasavvufi bir kitap zannederlerse azim hatayadüşmüş olurlar.

Tasavvuf nedir? Bunu anlatmak, yazmak mümkün değildir . Tasav­vuf yaşanılan manevi bir halin tümüdür. Bu hal ne tarif edilir, ne izah edilir.Tasavvuf hakkında yazı yazılmaz.Yazılmıştır ama,bu bir nevi resim üzerinde geniş bir ormanı seyretmektir . Bu resmin içine giremezsin. O resim de orman değildir.

Bu iş tevfiki Rabbaniye mazhar olan geniş gönül sahibi hak dostu olanların yaşadığı manevi alemdir diye tarif etmişlerdir bazı büyükler. Başka bir alemden bulunduğumuz alemi seyretmek hüneri diye

tarif edenler vardır .

İnsanın ademiyet mertebesinde, bu alemde iken aslı ile temas

kurup yaşamak hüneridir.Gel bunu izah et bakalım. Mümkün değil…

O halde sus… ( LEV ALİMET ELMELUKİ MA NAHNU FİHİ MİN LEZZETİ Lİ HARABTENİ) .

Bizim bu haletteki duyduğumuz zevki sultanlar bilselerdi. bizi kılıçtan geçirirlerdi. Elimizden almak için demişlerdir. O büyük insanlar…

Tasavvufi söz: Ötenin lakırdılarıdır. Cesedi ile bu mekanda gönlü ile sonsuzlukta olanların sözleridir.

Mutasavvıf: içini göstermeyen, sözlerine bakılarak bilmeyenler tarafından kendisine verilen isimdir…

Rüzgar görülmez. Yaprakları salladığı, tozları uçurduğu, yaptığı işlerin görünmesi ile sezilir.

Aslı gözle görülmez. Yaptığı işi görürüz . Sesini işitiriz o kadar… Eskiden böyle kimler vardı onların iç alemlerini bilmek mümkündeğildi. Dışları görünürdü.

Sözlerinden mana çıkarılan manevi bir zevk alemine doğru,yani aslına doğru hayal gibi bir seyahat yapardı.

Bugün özü kayboldu. O halin, o sözlerin manaları anlaşılmadan o laflara tasavvufi sözler dediler.

Halbuki katiyen değil… Tasavvuf bir halettir .

Allah ile beraber oturmak hünerine ve tevfikine kavuşmuş insana mutasavvıf ismi verilebilir.”Verilir demiyoruz” dikkat buyurun …

Laf çok incedir.

Hakiki (ehli tasavvuf) diyebilmek için:

Sünneti Resulullaha tamamiyle ittiba edip. şeriattan kıl kadar ayrılmayan, hakkın emirlerini bihakkın yapan, kendisini her türlü ruhi ve madde şaibelerden kurtarmış kimselerin verdikleri makamda. kendilerini bilmiyenler,o hali yaşamıyanların inkara varmayıp şüphede olanların verdiği isimdir (ehlitasavvuf) evliyalardır.

İzni ilahi ile velayet makamına ulaşanlardır.

Resulullahtan sonra nebilik izni ilahi ile. velayet makamına tahavvül etmiştir ki bunlar Resulullahın varisleridir. “Benim alimlerim beni İsrail Peygamberi gibidirler. hadisindeki alim, veli demektir. Velilik kul ile mevlası arasındaki perdenin kalkması ile başlar.

İlim ile inanç arasında ince bir çizgi vardır.İnsan mana duvarlarını aşıp öteye geçmek fıtratında yaratılmıştır.

İnsan ilk defa cesedini küfre sokar,kafir olur.Ruhun kafir olması çok güçtür.Onun için şeriat ilk defa cesedi disiplin altına alır.Sonra o zemin üzerinde ruhun serbest olarak haliki dönmesini sağlar.

Böylelikle ibadetlerle hakiki kul olur.

İnsan aradığının aslını iç alemin de görebilir . Su dediğimiz zaman bardağa konan ile anlatılmış olmaz. Yemek yiyorsun yemekten bir şeymi bekliyorsun hayır. Aç olduğun için yiyorsun ve açlığın gidiyor.

Açlık niçin murat edilmiştir? Tıbbi ve ilmi cevaplara gitme. on­ lar mantık doyurmak içindir. Onları sormuyorum. Sual çok ince. Manevi bir mâna ve hakikatı bağırmaktadır.

Çok düşünmek lazımdır Münakaşa etmeğe lüzum yoktur.

Bilmediğini bilenden sormak kaidedir . O da ancak hatalarını düzeltmek istiyorsan, merak ettiğin bir şeyi sorma. Öğrendikten sonra yapmazsan küfre gidersin.

Bilmeden yapılan affedilir . Bildikten sonra yapmak cezayı davet eder.

Küçük bir söz edeyim :

Domuzdan maada her hayvanın zahiri hali hayatta iken tahirdir. Mevt ile necis olur. Hayvanın derisi necis ile mülaki olmadıkça tahir­ dir. Fil, köpek derisi bile…

Batındaki necasetin hükmü zahir olmaz .

İnsan bile bâtinen hamili necaset olur, barsaklarında pislik dolu­ dur amma namazı sahihtir.

Defi hacet ve idrardan sonra, abdest bozulur. Necis zahir oldu di­ ye …

Şeriat emirleri çok incedir, kılı kılına riayet etmek İslamın şiarıdır. İstisnası yoktur. Rüyada bile aksini yaparsa rüyada kafir olur.

Cennette ademe verilen emir “şundan sakın yeme” emir ne ise , İslama haram olan şeylere yaklaşma emri de aynı emirdir.

Allahın bahşettiği bir feyiz vardırki , kul bu mazhariyetten ötürü herşeyin aslına vukuf peyda eder. Bu feyz ile beslenir.Bu hali tasavvuf diye tarif ederler …

Kulun yaptığı iş yaradılış itibariyle Allahın iradesiyledir. O iş kul tarafından elde etme ve kazanma itibariyle de kulun iradesiyledir.

Bu ince hakikati iyice anlamak gerekir islama …

Kainatı kucaklıyan, hakikatin insanlığa ait olan kısmıki. ismi şeriattır. Buna tam bağlı olmayan islam değildir…

Her meydana çıkıp zuhur eden şeyin aslı ,sırrı, o zuhur eden şe­ yin içinde kalandır.Bu sözümü çok düşünmek gerek.bazı sözler vardır akla sorarsan akıl halledemez bu gibi şeyleri başka türlü konuşmak gerekir.

Hülasa tasavvuf derler Allahın bir sırrıdır,öğretilmez, öğrenilmez, tarif edilmez, ulaşılır. İşte o kadar…

Tasavvufi kitaplar, tasavvufi sözler, tasavvufi cümleler bu şeyler yoktur.

Ulaşılan bir makamdır tasavvuf…

Bir perde arkasıdır. O ne tarif edilir, ne söze, ne kelimeye gelir…

Tasavvuf hakkında sual sormak bile abesdir.

İlahi sırların açıklanmaması için, şeriat kaideleri vardır. Şeriat kaideleri sırları, insanın lisanı ile anlatabilmek kudretidir.İdrak edilse bile laf ve kelimelerle anlatmak mümkün olmadığından kelimeye vur­duğumuz zaman küfür şeklinde fehmedilir.

Münir Derman(k.s)

Allah Dostu Der ki..

Bir Cevap Yazın