Berat Kandilimiz Mübarek Olsun.

BERAT
Recep ayı gitti. Recep ayı biliyorsunuz Allah’ın ayı.
Şaban ayı Sallallahu aleyhi vessellem’in ayı.
Ki onun içinde bulunuyoruz.
Ondan sonra da imam efendi Mihrabiyye Duasında bir âyet-i kerime okudu: “Ya eyyühellezine amenu.”
“Ey inanan kullar.
Allah’a ve Rasûlune inanan kullar.
Allah’ın varlığına inananlar.
Kitabının, Kitabullah olduğuna inananlar ve Rasûlune itaat edenler.”
Âyet-i kerimesini okudu.
İşte Rasûlullah’a itaat edenlerin ayıdır bu ay.
Müslüman olmak başka, Rasûlullah’a itaat etmek başka.
Bunu, bel kemiğinen düşünmeyip de aklınnan düşünen insan derhal ne demek istediğimi anlar.
Rasûlullah’ın ayından sonra da O’na itaat edenlerin ayı, Secde-i Rahmâna başını koyan Müslümanların ayı gelecektir.
Niçin Rasûlullah’ın ayı, Allah’ın ayı, Ümmetinin ayı.
Onu anlamak biraz güç.
Efendim sır mı hayır hiç sır değil.
Bundan asırlarca evvel.
Bin senenin üzerine daha asırlar koyun.
18-19 yaşlarında 20 yaşlarında yahut 22 yaşlarında nur yüzlü, siyah saçlı, zeytin gibi mübârek güzel gözleri vardır.
Bembeyaz cildi zayıf.
Hastalandığı için kendisini tebdil-i havaya göndermiştiniz.
Tebdil-i Havadan da bir faide görmeyeceğini anladığı için:
“Beni tekrar memleketime götürün!” diyen müstesna Allah’ın yarattığı insanlar içinde müstesna ve güzel bir kadın.
Hurma dallarından yapılmış bir sedye içinde omuzda, bir diyardan kendi memleketine doğru yola çıkmış.
Birden bire: “Beni yere indirin!” diye güzel sesi etrafındakilerine yayılıyor yere indiriyorlar.
Yanında beş ila altı yaşlarında bu nur yüzlü kadının çocuğu.
O ondan daha nurlu.
Altı yaşlarında bir sabi.
Kadıncağız birden bire baygınlık geçiriyor.
Hurma dallarından yapılmış hasta taşıyan sedyenin içinde kendinden geçiyor böyle.
Yanındaki biricik evladı altı yaşlarında.
Alıyor Anasının elini ellerine.
Gözlerinden yaşlar dökülmeye başlıyor.
Bir müddet baygınlık geçtikten sonra annesinin eline düşen bu yaşlardan annesi gözünü açıyor ve gözü, evladının gözüne bakıyor.
Kendisi aynı zamanda çok güzel söz söyleyen insanlardan biriydi bu mübârek kadın.
“Bârek Allahu” diyerek başlıyor.
Şimdi Arapçasını okuyacak değilim.
Türkçesini söyleyeyim.
“Herkes ölecek!
Her yeni eskiyecektir.
Her var olan, yok olacaktır.
İşte ben de ölüyorum!
İsmim dünya durdukça bâki kalacak çünkü pâk ve güzel bir evlat dünyaya getirdim!” diyor.
Mübârek gözlerini kapıyor.
Allah’ına kavuşuyor.
Bu mübârek kadın, Hazreti Âmine idi.
Gözlerine bakıp da bunu söylediği de Hazreti Resûl-i Ekrem Sallallahu aleyhi vessellem altı yaşında idi.
İşte bu ayda bu hadise olmuştu.
Rasûlullah yetim kalmıştı.
Onun için bu ay Rasûlulah’ın ayıdır.
Allah şefaatine ikisinin de nail ve müyesser eylesin.
Âmin!..

Şimdi Rasûlullah’ın bu ayında herkeste Rasûlullah’ın Nuru vardır bilirsiniz.
İster kafir olsun, ister dinsiz olsun.
İmansız olsun. Müslüman olsun. Ne olursanız olun.
Nur-u Rasûlullah kâinat yaratılmadan evvel Cenâb-ı Allah tarafından yaratılmış bir atom manzumesidir.
Hepimizin içinde Hayy esmasına bürünerek.
O mevcuttur.
İşte bu ayda o böyle olmaya başlar.
Onun projöktörünün akümülatörünü şarj etmeye bakın.
Doldurmaya bakın.
“Nasıl dolar?”
Ulan islamı bilmezse gidip de akümülatörcüden soracak değilsiniz ya.
Geceler uzun.
Ayda gecenin tepesinde duruyor.
Uyuma diyor uyuma uyuma.
Bu gecede, bu gecelerde Rasûlullah’ın gecesinde varlık bakırı.
İnsanın varlık bakırı, rahmet kimyasıyla altına çevrilir.
Bir damla olan ruh, vücut sadefinin içinde bir inci olur bu ayda.
Bir âyet-i kerime de: “fe ülaike yübeddilüllahü seyyiatihim hasenat ve kanellahü ğafurar rahiyma.”
Allah bir anda bütün seyiatı hasenate tebdil eder bu ayda.
Her şeyin zamanı vardır.
Âyet-i kerimelerin de zamanı vardır oğlum.
Allah seyiatı hasenate tahavvül eder.
Ne zaman?
Zamanı var.
Bu ayda.
Bu ayda bakınız, ağaçlar dikilir.
Bu ayda kiraz olmaz.
Bunlar hepisi âyettir.
Yemişler, şunlar bunlar.
Bak. Yapraklar dökülüyor bu ayda.
Onun için her Arabi ayın Şabanın Ramazan’ın zamanına ait âyetleri vardır.
Onun için bu ayda temizlenir.
Sobalar kış başladığı zaman şeyleri silkinmeye başlar.
Kurumlar, temizler boyalarsın hazırlarsın.
Kışın ortasında zemheri de soba almaya kalkmak çıldırmak demektir.
Vücudunu da bu ayda o kadar besleme.
Lambur lumbur yeme.
Çünkü vücut ölüme kurban gider oğlum.
Gönlünü besle gönlünü!
Yüce Makamlara o çıkacaktır.
İçinde bağırsak dolu vücudun bi para etmez.
Yarın Ruh Âlemi başladığı zaman, vücudunun ne pis olduğunu anlayacağı için kul utanmasın diye Cenâb-ı Allah vücudu da yer altında çürütüyor.
Yalınız kemikler kalıyor.
Kemik: “Vehiye ramim.”
Hazreti Havva’yı Hazreti Adem’in eğe kemiğinden yarattım.
Niye demiyor kolunun filatosundan yarattım.
Kemik ne?
Kemiğe bişey olmaz.
Şurada radyo var.
Hepimizde radyo var.
Çok dikkat ediniz.
İçinde teller, şunlar bunlar.
Pili de var içinde.
Ankara’dan radyodan söylüyor.
İşte “şöyle olacak böyle olacak şudur budur” anlatıyor.
Hepimiz radyodan dinliyoruz burda.
Akşam gece saat on bir olduğu zaman havadis bitiyor.
“Akşamlar hayır olsun!”
“Cıp!..” radyo bitti.
Radyo bitti diye yarın tekrar Ankara radyosu konuşmayacak demek midir?
Yooo konuşacak.
Güneş battı diye yarın tekrar doğmayacak mı?
Doğacak.
Şimdi hepimizin içinde radyo var.
Pili, Nur-u Rasûlullah kalb.
Cenâb-ı Allah gönderiyor Hayy dalgalarını bütün herkese. Hepimizin anteni alıyor.
İşte hepimiz hayattayız.
Cımbır cımbır gidiyor.
Bir gün bakacaksınız ki asıl radyoda konuşan sipiker Cenâbı Allah “Şab!.” diye radyoyu kapayacak.
Kapadı mı kâinatta canlı mahluk diye bir şey kalmayacak.
On sene radyo çalışmadı.
Ondan sonra tekrar radyo istasyonu başladı mı?
Senin burada asıl radyon işler.
Yarın bütün mahlukat mahvolduktan sonra kemikleri aşağıda.
Asıl büyük olan Cenâb-ı Allah spiker nasıl konuşuyor.
Bire bir Hayy esması dalgasını gönderecek.
Gönderdi mi, mezardan böyle filizler gibi hepimiz ayağa kalkacağız.
İşte misali ortada.
Bunu şaşma maşma.
Aklıma girmiyor.
Ben aklıma.
Aklın yoksa girmiyor.
İşte hadise bu.
Onun için hepimiz buz gibi dirileceğiz tekrar efendiler.
Buz gibi, filiz gibi.
Amma filiz gibi dirilmeye bak.
Bazı güzel ağaçlar vardır.
Dümdüz çıkar.
Bazısı da böyle çıkar.
Böyle çıkmağa savaş!

Şaban ayında da Rasûlullah Efendimizin Sallallahu Aleyhi Vessellem Efendimizin Kabr-i Mübâreklerine, Ravza-yı Mutaharasına salâvat-ı şerife.
Dilin yettiği kadar: “Allahümme salli âla Muhammedin ve alâ âli Muhammed!”
Otur bir yerde salâvat-ı şerife getir.
Çünkü Rasûlullahu Sallallahu Aleyhi Vessellem Efendimiz buyurmuş ki: “Salâvat-ı Şerifeler, benim kabrimin yanında salâvat-ı şerife getirirseniz ben duyarım!” diyor Hadis-i şerif.
“Uzaktan yaparsanız!” diyor.
Her Cuma günü görünmeyen jet uçaklarıynan, tayyareler melekler yüklerler ona.
Sizin anlayabileceğiniz şekilde söylemek için söylüyorum.
“Bu Salâvat-ı Şerifeler yüklenir bana arz olunur!” diyor Rasûlullahu Sallallahu Aleyhi Vessellem.
Bazı Salâvat-ı Şerifeler de vardır ki jet uçağına lüzum yoktur.
“İçerki odadan Katip Mehmed Efendiyi bana çağırın!” dedik.
Şu çocuğa dedik kalktı gitti dedi ki: “Sizi içerden istiyorlar”.
Bi vakıt geçti. Bi de “çin çin çin!” zil çalarsın.
Bi de buradan düğmeye bastı mı: “Mehmed Efendi buraya gel, hemi çabucak!”
Öyle salâvat-ı şerife de vardır haaaa.
Öyle jet uçağına lüzum yoktur.
İki kelime söyledin “viiiiiiijiit!” diye gider.
Orayı bombardıman edeceksiniz.
Amma salâvat-ı şerife boğaztan çıkmayacak, Kalbten çıkacak.
Çünkü her insanın kalbinde Nur-u Rasûlullah vardır.
Zâten namaz, niyaz bütün oruç, bu ibadatlar insanın şeklini değiştirmez. Sarı iken kırmızı, mavi gözken sarı göz, sarı gözken yeşil göz yapmaz!
Ne ise insan o dur.
Bir elma ağacının altına bakarsanız, elma güzel kırmızı olur.
Fakat elmadan üzüm olmaz.
İbadette insanda bulunan bir hassayı ortaya çıkarır ki o da Nur-u Rasûlullahtır.
O nur ile birlikte geceleri Rasûlullahu Sallallahu Aleyhi Vessellem Efendimizin Ravza-yi Mutaharasını bombardıman edeceksin, Salâvatla.
Ordan bir delik açtığın zaman nasıl ki ayna kırıkları bir yamacın üzerine düşer de güneş vurdu mu yıldız gibi parlarlar.
O zaman kalbinden Rasûlullahu Sallallahu aleyhi Vessellemin içindeki senin kalbindeki nura bir huzme gelir.
Bakınız şu elektriklerde şimdi elektrik gelmiş orda bekliyor.
Şurdaki aşağıdaki düğmeğe basmak lâzım.
Bastı mı fenere geçecek.
Senin iç inde duruyor ama sen haberinde değilsin.
Bağırsakların bilmem neyle dolu, kafan şunnan dolu.
Bilmem neyin şunnan dolu bunan dolu.
İşte salâvat-ı şerife buradan giderse oradaki düğmeye basmış olursun..

Dr.Münir Derman (k.s.)

Vaaz kesiti

 

Bir Cevap Yazın