MEKTUPLAR (2)…

 

KUL , ALLAH’DAN RAZI OLMALIDIR.    ALLAH, KULUN­DAN RAZIDIR.

Doğruyu bulma arzusu arttıkça gaflet azalır. Bunun içindir ki ibâdetlerde uyku azalır. Meleklerde bundan, uyku yoktur. Cennet’te   uyku yoktur. Uyku gaflettendir ve bir noksanlıktır.  Hayır işler hayır olmadadır, şer işler, gaflette toplanmıştır.

Zahirî uykudan kurtulmak için:

Az yemeli, az içmelidir.

Çok yiyip içende uyku çoktur. Çok yiyenler, rahat ibâdet edemezler. Oruca dayanamazlar, bilhassa haram yiyenler, tam gaflet içindedirler. Haramın azı da çok sayılır.

Kısmette olmayan bir şeyin ardına düşmek bir yüktür ve dünya azabı budur.

 

En büyük dert, imkânsız şeylerle uğraşmaktır. Kısmetine yazılı şeyi istemek de ayrı bir gör-güsüzlüktür. Daha doğrusu hırstır. Kısmetin sahibi, ALLAH’dır.  Her belâ bir suçun cezasıdır. Her darlık, işlenen işin karşılığıdır.

Büyüklerde bunlar başka türlüdür. Ne suçun cezasıdır belâ, darlık, ne fena bir işin karşılı-ğıdır. Bu bir hikmet­tir. Merdiven çıkarken insanı yorar.

Zikrimle uğraşıp benden bir talepte bulunmayan kimseye,  dua ederek ihtiyaç gösteren kimselerden fazla ihsan ederim.( Hadis-i Kutsî )

Dünyâda doğruluk köprüsünden geçmek, Sırat köprüsünden geçmekten daha çetindir.

Hazret-i Musa ağaçtan  şu hitabı duydu:

BEN ALLAH’IM.  Şimdi işte, o ağaç Allah’dır. dese, küfre düşer.   Ve yine her kim bu sözü Allah   söylemedi. dese yine küfre düşer.

Burasını yüzlerce defa okumanızı dilerim.

İLÂHÎ esmaların su ve toprakla karışmasından husu­le gelen şekil İNSAN’dır. Bu şekil, in-san cesedidir ki, onda oturmak, ve bütün hassa ve İlâhi hünerleri göstermek için ALLAH’ın emrinden olan RUH veril­miştir. RUH, bu cesette iken konuşur, işitir, görür.

Bu cesede, Er Rezzak ile rızık verilir. El Kavî ile kud­ret, kuvvet, enerji verilir. RUH, bu ce- sette İNSAN ismini alır.    Bu menbâdan feyezan ile fazilet, merhamet, şefkat, adalet ve bütün ulvî hassalar dediğimiz RUH’un  ÂDEMİYET hamulesinden nebeân eder. Bu misafire hürmet için; ha-ram sokmamak, haset etmemek, dediko­du etmemek lâzımdır.

Allah’ın öyle kulları vardır ki, diğer kullara baktıkları zaman onlara saadet libâsı giydi -rirler.”   ( Hadis-i Şerif ) tir.

Bu gibilerle konuşanlar;  bâzan onlara hürmet ederler,  bazen şüpheye düşer bocalarlar. Karşılarındakileri dâima gaflet içine sokarlar. Böylelikle kendilerini sak­larlar. Bâzıları da onları ha-kikaten sezerler, hürmet ederler.  Onların zamanı geldi mi feyz ve sevgilerine mazhar olurlar. Ki-misi hoş bir koku duyarlar, kimisi hâllerinden bir hisse alırlar.  Kimisi onların yanında bir ferahlık içine gömülürler. Birçokları da haset zincirin­den, kibir elbisesinden, gururdan kurtulamayıp büyük bir şüphe içinde, yarı uydurma bir hürmet izhar ederler.

Benîm küçüklüğümde insanlar dikeni olmayan güller gibi idi;Şimdi gülü olmayan diken halindedirler.

KUR’ AN- I KERÎM, RAMAZAN’DA  NAZİL  OLMUŞTUR

Niçin diğer aylarda değil.. İslâm’da tesadüf diye bir şey yoktur. Hepsinde bir hikmet vardır. Tesadüf kelimesi şüphecilerin lügatinde bulunur. Tesadüf kelimesi Arapça’dır. Kur’an-ı Kerim’de bu kelime geçmemiştir. Çok dikkat buyurun.. İnsan oruçlu iken Kur’an-ı Kerim’in hakayıkını kalbe na- zil olur. Onu daha iyi anlar. İnce mânâsı var, çok düşününüz. Mide boşluğunun hududu, çileye kadar… Aç dur … demektir.

Efendim, insan açlıktan ölür diyeceksiniz. İnsanı, Allah doyurur. Midesi boşalıp ölenler hayvanlardır, unutma… Benzini bitip stop eden makine gibidir.

Şüphede olmayın…

Şüphe yolundan çıkmayana bir şey vermezler. Hiç şüphe etmemek ihlâs’tır.

Şüphe, imânın zelzelesidir. Hepsini yıkar, yerle bir eder?

Susmak kemâldendir, susana kemâl gelir…

Ben yıllarca aç kaldım. İsteyerek değil, bulamadım. Yoksulluktan ölmedim.

 

Öyle ağızlar gördüm ki, sarımsak ile içki arasında, bütün pis kokularla dolu…

Öyle ağızlar gördüm ki, gül ve reyhan kokuyor.

Öyle dudaklar gördüm ki, küfür dökülüyor.

Öyle dudaklar gördüm ki, hikmet, güzel sözlerle, doğrulukla süslü…

Öyle mideler biliyorum ki, içki ve haram ile dolu…

Öyle mideler biliyorum ki, haram sokmamak için aç yaşıyor.

Öyle vücutlar gördüm ki, elbisesi ile cildi arasında pi­reler, bitler, kurtlar dolaşıyor, ter kokuyor.

Öyle vücutlar biliyorum ki, gül bahçesi kokuyor.

Öyle mezarlar gördüm ki, hayvanlar otluyor…

Öyle mezarlar gördüm ki hâk ile yaksân olmuş.

Öyle bir mezar biliyorum ki, cennetten bir bahçe…

Öyle milletler gördüm ki, fazilet, doğruluk, iyilik diyarı…

Öyle milletler gördüm ki, rezalet, pis kokularla dolu…

Öyle milletler gördüm ki, can çekişiyor.

Öyle milletler gördüm ki, hâk ile yeksan olmuşlar…

Bir kavmin azizi zelil oldu mu, acıyın ona. Hadis-i Şerif

 

Çare  Allah’tan, Lokman’dan değil

Çare din’den, put’tan değil…

Tahta içinde büyüyen kurt, tahtanın fidanlık halini bilmez.

Sivrisinek ne bilir bu bağ kimin…

Baharda doğar, kışta ölür.

Eşek, sahibinden eşekliği yüzünden kaçar.

Eşek, Irmak’ın   kadrini bilse, ayağını sokacak yerde, başını daldırırdı.

 

11 – 1 – 1974

 

 

2 thoughts on “MEKTUPLAR (2)…

Bir Cevap Yazın