…:…:.. O R U Ç’ U N       E S R A R I …:..:…

 

…:…:.. O R U Ç’ U N       E S R A R I …:..:…


Oruç, insan ruh ve maddesinin ilâhi banyosudur. Oruç, vehleten aç durmak gibi gelir insana.

Aç durmakla ceset zevk duyarsa, oruç’un mânâsı ortaya çıkar…
Açlıktan sıkıntı duymak, hakiki oruç mânâ ve mefhumunun dışındadır. Oruç, ceset ile ruh tevhidini husule getirmektir.
Mukaddes Kur’ân’ın Bakara Sûre’sinde 183 üncü âyet yâni Allah sözleri diyor ki:Ey imân eden- ler. “   Buradaki imân edenler, kâinatta aczini bilerek gaybe inananlar demektir.
Gaybe inanmak çok güç, çok zor bir başarıdır, insanoğluna…
Mantık ve havas’a hitab etmeyen şeylere inanmak çok müşkül bir iştir. Bu oruç ile ta ki  gü nâhlardan korunasınız. “   “ Oruç size yazıldı, nasıl ki sizden evvelkilere yazılmıştır.Kulun Allah’a karşı olan şükrünü ifa etmemesi ve bunda devam etmesi edeb dışı bir iş olur ki buna günâh derler.
Günâhın cezasını Cenab-ı Hak kulun kendine bırakmıştır. Günâh, inkâr ve red hududuna girerse, küfürdür. Küfrün cezası ise, Allah tarafından verilir..   İnsanda bütün ilâhi esmalar tecelli ettiği için, şükrün ifasının tehiri, esmaları zedeler…İnsan böylelikle, kendi kendini zedelemiş olur.
Yukarıdaki söylediğimiz emir ile oruç, Allah’a inananlara farz olmuştur. Emirde “ Yazıldı “ kelimesi ile büyük bir incelik ve hikmet ifade edilmiştir.Yazıldı kelimesinde sizin canlılığınız, ruhunuz ve mad-deniz bir murad ile halk edildi. Ve ona lüzumlu olan şeyler de, evvelce Ayetullah ve Sünnetullah ile tâ-yin edildi. mânâsı gizlidir.
Ayetullah: Esmaların tecellisi, görünmesidir. Hay ile canlıyız, Basir ile görürüz, Semi ile işitiriz, ilâhir… Bunların devamı için, birtakım kanunlar vardır. Havadan oksijen alırız, su içeriz, gıda alırız, sıcak ve soğuğun tesirleri vardır. Bunları saymak uzun sürer…Bunların hepsi Sünnetullah’tır. Yani tabiatta cari, fizikî, kimyevî, meteorolojik her türlü değişmeyen kanun halindeki hâdisattır..Emrin içinde Sünnetullah- tan zarar görülmemesi gizlidir.  Ruh ve maddeye lüzumlu olan bu Yazılış şimdi size tatbik edesiniz diye emrolundu demektir.
Çalışmadan sonra dinlenme, uyku nasıl insan ve canlı için lüzumlu ise, oruç da, insana, yaradı- lışında lüzumlu olan hâdiseler arasında bulunur…Oruç, uzviyetin her gün yapmağa ruhî ve fizyolojik ola- rak duyduğu mecburiyetlerin, bir anda irade ile durdurulup perhize geçmesidir.
Oruç, mecburi olarak, uzviyetin dinlenmeye sevk edilmesini sağlar.Fakat emrin konulması, bu mec- buriyette tehir olmasın diyedir. Hastalıklarda, hastanın perhize konulusu, onun iyiliği için bir mecburiyettir.
Oruç’un her sene başka bir ay ve mevsimde gelişi de dikkate şayandır. Mevsim ve aylara göre doğanların karakter, bünye ve arzularını, beşeriyet hâlâ gazetelerde, kitaplarda tahlil etmektedir. Yazımızın başında, ceset açlıktan zevk duyarsa diye bir söz ettik.  Evet duyması lâzımdır.
“ Yemek helâldir, vücuda eziyet vermemek lâzımdır; ” gibi   iftarda ve sahurda yemek hikâyelerini ileri sürüp, fazla yemek yemeği müdafaa, oburluk, tahammülsüzlük, sabır hasletlerini frenlemek   kudreti olmayanların mütâlâaları olarak kabul edilir.
Tahammülsüzlük gösterenlere, hastalara zaten oruç farz değildir. Bu halleri zail oluncaya kadar.
          Oruçtan sabır, tahammül, kendine hâkimiyet, sinirlerini dizginlemek, kanaat miktarının ölçülmesi murat edilmektedir.

Hasta bir insana, normale avdeti için, doktor birtakım sıhhi tavsiyelerde bulunur. Bunları yapması kendisi için faidelidir. Başkası için değil. Oruçta normal uzviyet için; İlâhî, sıhhî bir öğütün, emir   şeklin- deki tecellisi gizlidir. Yapabilene ne mutlu…
Orucu süsleyen birtakım âdab-ı muaşeret de vardır. Vakti, şartları, sünnetleri, orucun sahih oluşu- nu sağlayan, öyle olması muhakkak lâzım gelen kaideleri mevcuttur.    Orucu bozacak haller; oruca niyet etmiş temiz insanların bilmesi  ve riayet etmesi mecburiyeti olan hususlardır ki, bunları bilmeden, zaten oruca girilemez… Oruçta, insanın, helâl yemeğinden, arzularından, isteklerinden ruhen ve maddeten ayrılıp sıyrılarak, yükseklere tırmânışı gizlidir. Bu yükselişteki zevk, insanın anlama ve kavrama derecesine göre değişir. Bu dereceye göre de uzviyetin bir dinlenme ve tasfiyesi husule gelmektedir. Vehleten bu hakikat- leri reddedebilirsiniz. Fakat mesele öyle değildir. Biraz sabrediniz ve her şeye itiraz ile yüklü olmayınız.
Oruç tutanlara hürmet etmek, insana yakışan en büyük fazilet tezahürüdür.   Tutmayana da bu zevkten mahrum olmanın vereceği ölçü ile bakmalıdır. Oruçlu bir insanın, büyük bir sabır ve sükûn hey- keli gibi, daima sakin ve etrafına gayet rahîm ve şefkatli olması, orucun kıymet ve derecesi ile ölçülür.
Yemeğe hasret açgözlülüğü, etrafına çatmak asabiyeti gibi haller izhar edip bocalayan hakiki oruç tut –muş olmaz. O ancak sabahtan akşama kadar beyhude yere aç durmuş olur ki, bu orucun mânâsına bile yanaşmaz. Uzviyet açlığın vereceği aksülamellerin doğuracağı faideye kavuşabilmesi için tamamıyla sakin ve gevşemiş olmalıdır. Asabiyet, bu muvazeneyi hemen bozar, asabî insanlarda mide ağrıları, iştahsızlıklar malûmdur.
Oruç’da Er Rezzak esması, kemâl-i edep ve tazimle bir tarafa bırakılıp Hay esması ile Hayy’ın menbaı olan Hayyılâyemutun huzuruna çıkmak vardır.
Oruçluda akşama doğru bir zevk hissi başlar.

Bu his:
1 – Uzviyetin yemeğe karşı duyduğu hasretin giderileceğini ruh vasıtası ile öğrendiği için, vücuttaki hafiflik zevkidir. Bu zevk makbul değildir. Zira bu memnuniyet verdiği itaatten duyulan mecburi uzvi açlı ğın bağırışıdır.
2 – Ruhun duyduğu hafiflik ve dumanlanmadır ki bu da   riyâzatın  uzviyet ve ruha vereceği hasletlerin, manevî yükselişin disiplinine alışmamış insanların, bir emri yerine getirmelerinden doğan, tatlı bir histir. Bunun da arkasında, yine uzviyetin gizli açlık feryadının, edeben teskin edilişindeki çabalama mev-cuttur.
Halbuki orucun ve az yemenin hikmeti, mânevi âlem hazinelerinin kilididir.  Bâtın gönül pınarları, açlık ve oruç bereketi ile fışkırır

Herkesin aynada gördüklerinden daha fazlasını, bir tuğla parçasında görebilirsiniz.
           Hakiki oruçlu bir insanda:
           Simada Rahîm esmasının tatlı soluk rengi, gözlerde ötelerin ötesine bakan tatlı bir halâvet dilde fazilet, adalet, şefkat ve doğruluk süzgecinden süzülmüş, inci gibi kelime ve sesler doludur. Ne mutlu böyle insana.
Hay esmasının tecellîsi olan insan, bu esmayı Er Rezzak esması ile değil de Hayy’ı Hayy ile beslerse daima Hayy olur.
Ecel, insana  Er Rezzak esmasının Hayy’dan elini çektiği dakikada gelir. Hayy’ı Hayy ile besleyen insan daima Hayy olur. Mevlâna on yedi gün gece ve gündüz ağzına bir şey koymamış ve on sekizinci günü, öyle bir hamle yaptım, uçtum, uçtum Hayy-i lâyemut’a kavuştum.diye bağırmıştır. Oruçla, Halik bu ince kavuşma yolunu, müminlere hediye etmiştir.  Anlayana ne mutlu….
“   Ölmeden evvel ölmek. “   tebşir-i Peygamberîsi   Er Rezzak ile değil Hayy ile Hayy’ı devama çalışınız. O zaman daima Hayy   olursunuz.demektir. Bu bir sırdır. Anlaması güçtür. Güç kelimesi  perdelerle örtülü olduğu için kullanılmıştır. Murad-ı İlâhî böyledir. Bu murad’da büyük ve büyüklerin büyüğü bir hikmet gizlidir.
Hâlik’le öyle anlarım olur ki aramıza melek-i mukarrep bile giremez. Buyuran Resûlu Ekrem’in
Bir ok yayı kadar yanaştım. sözü, dinin asıl nüvesini teşkil etmektedir. Bütün bu yoldakiler, bunu hâl ve anlama peşindedirler. Onun için Oruç benimle kulum arasındadır, mükâfatını bizzat ben vereceğim. buyurulmuştur.
Hayy ile her şey vardır. Bütün esmalar Hayy’ın vasıflandır. Bir tane de vardır ki bunların hepsinin ismidir, ona da Ism- i Azam derler. Şu mudur? Bu mudur? diye uğraşma. Bir şeyi insan görür, tutar, anlar ve inanır. Fakat bu anlamada şüphe ve şek bulunduğu zaman bu mudur? şu mudur? diye mırıldanır. Hakiki isimde mütereddittir. Ondan dolayı hakiki çağrıyı yapamadığından, büyük istifade ve visale kavuşamaz…
Allah yolunda ölenler ölmemişlerdir. Allah yolunda ölenler kimlerdir. Hiç düşündünüz mü?   Allah’ın her canlıya bilaistisna verdiği Er Rezzak’tan zorla nasibini kesmek arzusunu taşıyanlardır.   Bunlar bin bir türlü vesilelerle ve perdeli şekillerle Hayy’lıklarını   Hayy ile birleştirip, ortadan Er Rezzak esmasının kaldırılmasına uğraşanlardır.
Bir çok hastalıklarda perhiz, hastanın iyi olmasında en büyük âmildir.   Bu Hayy’ın Hayy’dan medet dileyerek, boşalan enerji akümülâtörünü doldurması demektir.
Hayyı, Hayy ile beslemeğe uğraşanlar ise, Velilerdir.
Huzura çıkmak için rızkın mahsûlleri temizliği bozar. Temizliği tazelemek lâzımdır. Bunlardan anlayan için, büyük hakikat ve huzur kapıları görünür, işte bu kadar.. Hikâyenin anahtar deliği Oruç‘tur.
Oruç’un kıymetini bilmeğe ve bunda devamlı olmağa gayret etmek gerektir. Amma “ Ben yapamıyorum “ diyeceksen, bu meydanlarda dolaşmağa bakma.. Bu meydanlar çok hoştur, çok tatlıdır, fakat tehlikesi de çok ve ânidir… Allah kimseyi zorlamaz.  Verdiği Hayy parçasının hürmetine orucu Yazılmak kelimesi ile emir buyurmuştur. Bu bize verilen Hayy’ın, ind-i  İlâhiyede makbuliyetini artırmak, Hayy’ın ma-karrı olan vücut için mecburiyetinin, gayet müsamahakâr ve nezâket çerçevesi içinde Yazıldı Lafz- ı Mübâreki ile bildirmesidir. Bu kelimede zorlama, korkutma yoktur. Bu kadar nezaketle emir buyrulan oruç’ ta nasıl büyük bir sır, derin bir hikmet, huzur ve felah olduğunu artık sîz düşününüz…

Ramazanınız  mübarek olsun….

M.D (K.S)

6 thoughts on “…:…:.. O R U Ç’ U N       E S R A R I …:..:…

  1. Selamunaleyküm. Degerli paylaşımlarınız tesekkür ederim. Benim oruç konusunda hep takıldıgım bir nokta var. Bu konuda yardımınızı rica ediyorum.
    Efendim iftar vakti geldi ezan okundu. Önce namaz mı kılmalı yoksa iftar mı etmeli?
    Mübarek Hocamızın bu konu ile alakalı bizlere sundugu bir yazısı varmıdır, veya kendileri ne yaparlardı?

    1. Aleyküm selam
      Allah razı olsun sağolun.
      Dedemin soylediği
      1- Ay göründüğü zaman başlar. 30 gündür.
      2- Güneş doğmadan başlar batıncaya kadar oruç devam eder.
      3- Sabah namazı ve akşam namazı için kat’i zaman tayin edilmiştir.
      Kablel tuluğ, kablel gurub.
      Güneş doğmadanevvel,güneş batmadan evvel zaman kat’idir. Böyle olduğuna göre kazâsı yoktur..
      Öğle. İkindi.Yatsı.Onların zamanları Resulü Ekrem tarafından tesbit edilmiştir. (Medine’de)
      Mekke’de yalnız sabah akşam namazları vardı.Diğer namazlar Medinede bildirilmiştir. (Ara namazları diye). Bu ara namazları ne demektir. Neyin arasıdır.Dünyanın her tarafında sabah ve akşam vardır.
      Fakat öğle. İkindi. Yatsı vakitleri yoktur.Kutuplarda mesela…
      Onun için kablet tuluğ. Kablel gurub buyurulmuştur. (badel gurub) değildir dikkat.
      Sebep. Vaktin kısa çok az oluşudur. Orucun güneşin doğup batmasına bağlı olması ve bu kısa zamanın hakikatini ilân eder. Onun için (Vakit farzdır). Bu kısa zamanın kazâsı yoktur demektir.
      Diğer öğle. İkindi. Yatsı namaz vakitleri uzundur. Vakit çoktur.
      Orucu (ilel leyl) geceye kadar tamamlayınız. Akşam namazı kılındıktan sonra açılır.
      Namazı kıl. Sonra orucunu aç.
      Kitap ve kasetlerinden alıntıdır.
      hayırlı ramazanlar.

      1. Alakanıza çok teşekkür ederim, Allah u Teala razı olsun.
        Lakin cevabınız kafam da yeni bir soru oluşturdu.
        ”Sabah namazı ve akşam namazı için kat’i zaman tayin edilmiştir” Buradan anlıyorum ki bu vakitlerin çok kısıtlı bir zamanı var. Akşam vakti belli, ezanla hemen kılıyoruz ama sabah namazı, ezandan bir süre sonra, yer yer degişik vakitlerde kılınıyor camilerde. Mübarek Hocamızın buyurduguna göre sabah namazı için kısıtlı ve makbul bir vakit var!
        Sabah namazının gerçek veya makbul vakti ne zamandır efendim, nasıl biliriz?

        1. Rica ederiz.Amiin hepimizden
          Söyle söyleyim dedem sabah namazı için imsak saatinden 20 dk sonra kılınır demişti.sünneti kaçmaması için.Gerçek saati ve makbul vaktini sanırım bizim gibi kullar bilemeyebilir .fikrim ancak büyükler bilir.:) Biz söyleneni yapalım kabul edicek olan Rabbim şüphesiz.

Bir Cevap Yazın