O gün Kadir gecesi fecr ile ölmüştü.

 

“Gece karanlık zamanıdır. Câhiliyyet devridir. Cihanın hakikî irfan ve nurdan mahrum olduğu zamandır. Resûl-i Ekrem gelmeden evvel insanlığı böyle bir gece sarmıştı. Böyle karanlık bir gecede bir devirde insanlık nurlara garkoldu, karanlıklar kalktı, Resûl’e gelen vahy ışıkları ile parladı.” diye tefsir ve tarifler de mevcuttur.

Gece cehâletin remzi olamaz… Nur geceden çıktığına göre na- sıl olur?.. Cehâleti gideren de geceden çıkan nurdur… Yıldızlar gece parlarlar… Bu bir âyettir… Geceyi cehâlete remz ve temsil yapmak biraz edep dışı bir iştir.. Belki de inanmıyanların aklına dökeme­ mek aczinin verdiği garip bir tarif olup, nezaketten doğmuştur bu tef­ sirleri… Bin geceden hayırlı olan bu gece diğer geceleri küçültmez. Her geceye nasip olduğu için her gece bu gecenin feyzinin ışıklarına sırası geldikçe çarpıyor…

Fecirde ışıklar başladığı zaman gece Kadirlikten çıkıyor. Nasî­bi bitiyor demektir. O halde gece nasıl câhiliyyet remzi oluyor?.. Olamaz… Gece ve geceler olmazsa nûrun kıymeti kalmaz. Nur, feyz görünmez…

Gül kokusu, gülü bıraktığından koku her tarafa yayılır… Ko­ ku görünmez, yayılır. ”Benden sonra Peygamber yoktur.” mübârek sözü Allah’ın bir ihsânıdır . Bu söz Resûl-  Ekrem’in dininin şeref perdesidir. Bu gül kokusu, bu ihsan, bu şeref Kadir gecesi hürme­ tine beşeriyyete Resûl ile bildirilmiştir… Bundan nasîbi olan kork­ maz. Zaten haktan gayrı olan varlıktan korkmak gizli bir şirkten başka bir şey değildir. Allah’a dayananın korkusu olmaz, olamaz da…

Kadir gecesi idi… Hastalığı ilerlemiş, ateşler içinde yatıyordu… Dudaklarından Allah’ın mübârek kelimeleri süzülüyor… Sevgili kızı başucunda idi. Gözlerinden inci daneleri sedâsız dökülüyordu … Kızı­ nın güzel gözlerine fersiz gözlerini dikti:

– Sevgili kızım, Kadir gecesi bu gece değil mi? dedi.

Kızı:

– Evet baba, der gibi gözyaşlarını eliyle sildi. Baba, tekrar kızına baktı:

Artık ayrılmak zamanı geldi. Yolumuza gidelim, ben ölmeğe sen yaşamağa kızım. Hangisi daha iyi?.. Bunu Allah’dan başka kimse bilemez, dedi. Kadrin rahmet, şeref ve kokulariyle gidiyorum…

Resûl’ün mübârek ismini anarak ruhunu teslim etti… Fecr ışıkları başlarken bu Allâh’ın velîsi her zaman şöyle duâ ederdi (Duâsı kabûl oldu da Kadir gecesi ruhunu teslim etmişti):

“Ey gözlerin görmediği, fikirlerin varamadığı, öğücülerin övemediği, hâdisatın değiştiremediği, mesâip ve belâyanın korkutama dığı, Zât-ı Ecelllâlâ. sen ki dağların kaç miskâl, denizlerin kaç litre, yağmurların kaç katra olduğunu, ağaçlarda kaç yaprak bulunduğu­ nu, üzerlerine kaç gecenin karanlığı yayıldığını, kaç gündüzlerin ay- dınlattığını bilirsin. Senden hiçbir gök öbür göğü, hiçbir yer diğer bir yeri örtüp gizleyemez, hiçbir deniz karnındakini, hiçbir dağ sinesindekini saklayamaz… Ey bu evsâf-ı Celîle ile mevsuf olan Kaadir-i Mutlak… Lûtfet de benim ömrümün en hayırlı zamanını son dakikam ve en düzgün işimi işlerimin en sonu kıl… Günlerimin en mübâreğini de Sana kavuşacağım gün eyle… Yâ Erhame’r-Râhi- min…”

O gün Kadir gecesi fecr ile ölmüştü.

M.D(k.s)

Allah Dostu Der ki 3.cilt

Bir Cevap Yazın