Geçmiş Peygamberlerden birinin hikâyesi…

O Peygamber, Allah’ın tekliflerini ve onlarla imtihanın hik­ metlerini çözemedi. Halbuki, Cenab-ı Hak o Peygambere ve bütün kullarına bu tekliflerdeki esrarı tefekkür etmeyi emretmişti.

Halvethanesine çekildi, tefekküre daldı ve Rabbi Alâ’ya sırrile, lisanıyle, bütün varlığı ile şu derdi döktü.

Ya Rab: Beni sormadan yarattın. Biliyorum ki, benimle is­ tişare etmeden de öldüreceksin. Ya Rab: Beni muhayyer bırakmadan emirler verdin, nehiyler ettin. Aynı zamanda beni hayırlı şeylerden alakoyan hevayı hevesi (nefsani arzuları) bende yarattın. Sapıtıcı şey­ tanı bana musallat ettin ve benliğime şehvetler diktin. Gözlerimin önüne süslü bir dünya koydun. Sonra da beni korkutuyorsun, menedi­ yorsun, şiddetli azablarla beni tehdid ediyorsun. Buyuruyorsun ki. Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Sakın hevayı hevese uyma, seni be­ nim yolumdan sapıtır. Şeytandan da kaç. Seni aldatmasın. Dünyaya da aldanma, şehvetlerinden de uzak dur. Seni, arzu ve emellerin fe­ nalıklara sürüklemesin. Maişetini helâlindan kazan. Eğer helâlindan kazanmazsan mes’ulsün. Ahireti unutma. Dünyadan nasibini unutma­ dığın gibi, Allah, sana nasıl ihsan etmişse, sen de öyle ihsan da bulun. Sakın yer yüzünde fesat çıkarma . Ahiretten yüzünü çevirme, ne dünya kalır ne de Ahiret. İşte şaşkınlık da o zaman olur.

Ya Rab: Bir birine zıd çekici kuvvetler, karşılıklı haller bir arada ne yapacağım ne işleyeceğim, nasıl Hidâyeti bulacağım, işle­ rimde hayretteyim, bir çare bulamıyorum.

Ya Rab: Bana yol göster, elimi tut. Doğru yola delâlet buyur. Kurtuluş yollarına ulaştır. Yoksa helâk olacağım. Diye niyazda bu­ lununca; Allah’û Zül Celâl şöyle vahyetti:

Ey kulum: Bana yardımın olsun diye, sana emirler vermedim. İşlerse bana zararı dokunacak diyede nehyetmedim. Belki sana em­ rettiğim şeyler hep senin faiden için olduğundan sana emirler verdim. Çünkü ben senin Rabbın, Mabudun, Yaratıcın, rızıklarını veren, seni yoktan var eden, daima seni koruyan, Sahibin ve yardımcın olduğumu düşünesin ve bunları böyle bilesin de yanlış kapı çalmıyasın diye emrettim. Şunu da unutmayasın’ki, emrettiğim şeylerin hepsinde benim, muavenet, kabul ve hidâyetime, kolaylık ihsanıma, inâyetimemuhtaçsın. Yine bilesinki, nehyettiğim şeylerin hepsinde korumama. muhafazama muhtaçsın.

Senin, küçük, büyük, gizli, aşikâr bütün işlerin, bana gizli değildir. Şunu da iyi bil ki, sen, benim fakirimsin, her zaman bana muhtaçsın. Ben sana mutlaka lâzımım. Bensiz yaşamana imkân yok. İşte bunu böyle bil. Bilde benden yüz çevirme. Başka şeyler seni benden meşgul etmesin. Beni unutma. Benden başkasıyla meşgul olma. Belki her vakit benim zikrimde ol, beni an.

Bütün işlerinde hep ihtiyaçlarını benden iste. Yapacağın bir işte bana hitap et. Gizli yerlerde bana yalvar. Her yerde beni gör, beni düşün,Bana bağlan. Bana tap başkasına değil.

Bil ki, nerede olursan ol ben seninle bileyim. Sen beni gör­ mesen de ben seni görürüm.

Kulum: Bunları böyle düşünüp inanınca, sözlerimin hak ol­ duğu sence kat’i olarak kabul edilince, tavsif ettiğim şeylerin sahih olduğuna sence kanaat getirilince, her şeyi arkana atar, bana, yal­ nız bana dönersin.

İşte o zaman, seni bana yaklaştırırım, kendime ulaştırırım. Sana büyük rütbeler veririm. Benim dostlarımdan, şeçkinlerimden olur­ sun. Cennet’imde, civarında, Meleklerimle beraber, faziletli, ikramlı, sevinçli, ferah, nimetlere gark olmuş, lezzetler içinde, emin ve ebedi yaşarsın.

Kulum: Sakın bana karşı kötü zanda bulunma . İkram ve cö­ mertliğimden başka bir şey hatırına gelmesin. Önünden geçmiş nimet­ lerimi, devamlı ihsanımı, içinde bulunduğun hayat ve sıhhat nimet­ lerimi düşüm .

Düşün bir kerre, sen, hiç bir şey değil iken, seni biz yarattık; hem de güzel bir surette yarattık. Bak, sana hassas bir kulak, keskin bir göz, her şeyi anlayan havas, zeki bir kalb, parlak bir anlayış, temiz bir zihin, lâtif bir fikir, fâsih bir lisan, kavi bir akıl,tam bir bünye, güzel bir şekil; sahih bir âza, kâmil âlât, itaatli âzâlar… verdik. Son­ ra sana, konuşma, söz söylemeyi ilham ettik.

Menfaatleri, mazarratları, eşya üzerinde ne şekilde tasarruf edeceğini, san’atları, işleri ilhâm ettik. Senin gözünün önünden per­ deleri kaldırdık. Gözünü açtık ki Melekut âlemine bakasın, gece ve gündüzün cereyanını ibretle göresin. Devreden felekleri, seyreden yıldızları göresin.

Sana vakitleri ve zamanların hesabını da öğrettik. Ayları, seneleri, günleri bu sayede bilesin diye.Karada, denizde bulunan ma­ denleri, nebatatı, hayvanları hep sana musahhar kıldık. Onlarda şaha­ ne bir tasarrufa maliksin, istediğin gibi onlara tahakküm edebilirsin.

Kulum : Vakta ki senin aşırı taşırı gideceğini, hain, zalim, mü­ tecaviz olduğunu bildim ve gördüm de sana hâdler çizdim. Hükümleri, kıyasları, âdetleri, adâletli, Hak ve sevabı, hayrı ve mağrufu, güzel adetleri öğrettim ki bunları bilmekle nimetlerin devamına, azab ve felâketlerin def’ine çalışasın.

Kulum : Yine bana karşı kötü zanda bulunuyorsun. Hak ve lâyık olmayan şeyleri benim hakkımda düşünüyorsun.

Kulum : Emrettiğim şeylerden bir iş sana güç gelirse hemen:

( LÂ HAVLE VE LÂ KUVVETE İLLÂ B İ LL ÂH – İ L A L İYYÜ L A Z İ YM )

İsyandan kurtuluş, ibadetlere muvaffakıyet ancak Allah’ın himayesi ve yardımı iledir de.

Arş’ımı yüklenen meleklerime yükleri ağır gelince onlar böy­ le derler.

Sana bir musibet gelirse: ( İ N N Â L İ L L Â H – İ V E İ N N A İ L E YH – İ R Â C İU N )

Biz Allah’ın kullarıyız dünyada ve bütün işlerimizde, ahi­ rette ona rücu ederiz de. Temiz kullarım ve dostlarım hep böyle derler.

Eğer ayağın kayar da bir günah işlersen, baban Adem’le anan Havva’ nın dediklerini sen de de:

( RABBENÂ ZALEMNÂ EN FÜSENA VE İN LEM TAGFİRLENA VE TERHAMNA LENE– K Û N E N N E M İ N –E L H Â S İ R İ N )

Ey Rabbimiz biz kendimize yazık ettik. Eğer bizi bağış­ lamaz bizi esirgemezsen her hâlde en büyük zarara uğrayanlardan olacağız de.

Şana bir iş müşkül görünür, bir karar veremezsen, doğru yolu ararda bulamazsan dostum İbrahim’in dediklerini sen de de.

Meâl : O Rab ki beni yaratıp doğru yolu gösterendir. Bana yediren, içiren odur.Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur. Beni öldürecek, sonrada diriltecek O’dur. Ceza gününde kusurlarımı yar­ gılayacağını umduğum O’dur. Rabbim bana bir hüküm ihsan et. Beni salihler zümresine kat.. Benden sonrakiler için de benim için bir gü­ zel nâm ver. Beni nâim-i Cennet’in vârislerinden kıl.. Babamı da yarlığa çünkü sapıklardandır.

Kulların kabirlerinden kaldırılacağı gün beni rüsvay etme. O günde ki ne mal fayda verir nede oğullar meğer ki Allaha küfür ve nifak­ tan tamamen sâlim bir kalb ile gelenler ola. Sana bir musibet isabet edince;Hazret-iYakub’un dediğigibi:( İNNEMA EŞKÛBESSİ VE HUZNİ İLALLAH)Bentaşankederimi,mahzunluğumu yalnız Allah’a şikâyet ederim.

Eğer beşeriyet hâli bir günah işlersen; Musa aleyhisselâm’ın dediği gibi ( H Â Z A M İ N A M E L-İ Ş Ş E Y T Â N İ N N E – HÛ ADÜVVÜN MUDİLLÛN MÜBİYN)Oşeytanıniş- lerindendir, O hakikat şaşırtıcı apaçık bir düşmandır de.

Eğer bir günahtan seni korumuşsam; Hazret-i Yusufun dedi­ ğigibi:(VE MÂ Ü B E R R İ Û NEFSİ İN-NEN NEFSE LE E MMÂRETÜN Bİ- S SÛİ İLLA MÂ RAHiME RABBİ İNNE RABBİ GAFURÜN RAHİYM)Ben nefsimi temize çıkarmam çünkü nefs olanca şiddetiyle kötülüğü emreden­ dir, muhakkak. Meğer ki Rabbimin esirgemiş bulunduğu bir nefs ola. Zira Rabbim çok yargılayıcı çok esirgeyicidir.

Allah seni bir sıkıntı ile imtihan etmişse; Hazret-i Dâvud’un yaptığını sen de yap. O Rabbisine yalvararak hemen yere kapandı.

Allah’ın günâhkar, hata eden kullarını görürsen, onlar hakkın­ da ne hüküm, vereceğini de bilmezsen;İsâ aleyhisselâm’ın dediği gibi de. (EĞER KENDİLERİNE AZAP EDERSEN ŞÜPHESiZ ONLAR SE­ NiN KULLARINDIR. EĞER ONLARI YARGILARSAN KiM NE Dİ- YEBİLİR.) Mutlaka sen galib ve yegâne hüküm ve hikmet sahibi olan da hakikaten sensin. Eğer Allah’a istiğfar eder, Allah’ın affını istersen; Muhammed aleyhisselâm ve ensarının dediklerini de. (EY RABBİMİZ, UNUTTUK VEYA YANILDIYSAK BİZİ SORGUYA ÇEKME. EY RABBİMİZ, BİZDEN EVVELKİ ÜMMETLERE YÜKLEDİĞİN Gİ- Bİ AĞIR YÜKLERİ BİZE YÜKLEME. EY RABBİMİZ, TAKAT GE­ TİREMİYECEĞİMİZİ BİZE TAŞITMA, BİZDEN SADIR OLAN GÜ­ NAHLARI SİLİVER, BAĞIŞLA, BİZİ YARLIĞA, BİZİ ESİRGE, SEN BİZİM MEVLÂMIZSIN. ARTIK KAFİRLER GÜRUHUNA KARŞI DA BİZE YARDIM EYLE)

Eğer işin sonundan korkar; nasıl sona ereceğini bilemezsen: ( R A B B E N A L A T U Z İ Ğ K U L U B E N A ) dan ( E L M İ A D ) da kadar olan duayı oku. Yâni Ey Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalblerimizi Hak’tan saptırma. Bize ken­ di canibinden bir Rahmet ver. Şüphesiz bağışı en çok olan sensin. Ey Rabbimiz, muhakkak sen vukuunda hiç şüphe olmayan bir günde insan­ ları toplayacak olansın.

Şüphesiz Allah verdiği sözden caymaz…

Muhiddin-i Arabi Hz.