İnsanlar vardır yaz yağmurları gibi gelip geçerler, insanlar vardır ebedidirler …

İnsanlar vardır yaz yağmurları gibi gelip geçerler, insanlar vardır ebedidirler sonsuzluklara giderler adları dilden dile dolaşır, efsanelere konu olur…

Sonsuzluktaki yıldızlar gibi parlar dururlar, hafızalarda, kitaplarda, halk arasında, şiir halinde, ses halinde, duygu halinde, renk halinde, bal peteği gibi kalırlar. Bunların peteğinden beslenmiş olanlara dağılır, görülmeyen ışık, duyulmayan koku, işitilmeyen ses halinde gözü olanlar onları görür, burnu olanlar kokusunu alırlar, duygusu olanlarda mıknatıs çemberlerine girebilirlerse feyz alırlar. Kulakları açık onlarda o duyulmayan sesleri alır, fakat bunlar bu yıldızlar herkesin semasında parıldayamazlar Her ülkede eserler vardır sahibini unutturur, yine eserler vardır ki sahibine yaraşmaz. Dünya muvakkat bir duraktır. Onun için yerden ziyade…Semada makam arayanlar büyük işler yaparlar. Büyük inançlar olmazları olur yaparlar, bu gibilerin yaşayışları bağlanışlarıyla ülkemizin manevi harabası yaratılmış ve halka feragati, fedakarlığı öğretmişlerdir.

Yurdumuz bu güne değin onların hayır duaları yüzünden ayakta durmaktadır. Manevi yönüyle Fatih’i olgunlaştıran Akşemsettin, Yavuz’u besleyen İbni Kemal, Molla Gürani, Anadolu’yu hazırlayan Yesevi Hazretlerinin peteğinden bal yemiş Bektaşi Veli, Hacı Bayramı Veli, Hacı Şabanı Veli, Emir Sultan, bu gün bu muhteremlerin sandukalarının üzerlerinde gözleri dinlendiren yalnız örtüleri kalmıştır. Ziyaret ederseniz türbelerinin tavanlarında göklere doğru açılan uç görebilirsiniz. Hangi büyük var ki efsaneleşmiş olmasın. Velilerde başka bir kuvvet vardır ki izah edilemez. Bunlar baktığı her şeyin ötesindeki görünmeze bakan gözlere sahiptirler.

Topraktan hakir bir bedenleri vardır, Nur’dan canları, içlerinde Hızırla konuşanları vardır. Utangaçlıklarından kimseye söyleyemezler. Kibir ve gururdan kurtuldukları için. Bazıları da vardır namsız, nişansız, hikâyesiz, destansız yaşarlar. Dert ve mihnet içinde yüzerler. Yüzleri daima güler, sızlanmazlar, dert yoksulluk, mihnet, acı, kanaat, sabır kelimelerinin ifade ettiği her durumla yarış halindedirler. Ağlamak, gülmek iki zıt şeydir bilirsiniz. O halde bunların arasında bir şey gizlidir. Başkalarının durumunu ölçecek bir alettir. Onu ara bul. Elektrik iki zıt kutuptur. Menfi müspet arasında ziya, aydınlık, nur gizlidir. Bu aramada evvelce yapılacak işler vardır.

Garip bir misal ile anlatayım, bir bankayı soyacak bir hırsız çetesi evvelâ o bankanın planını günlerce tetkik eder, tertibatını öğrenir, münasip zamanlarını, nereden girilecek, nasıl yapılacak onları tetkik eder, plan yapar ondan sonra bu işe girişir.

Bütün tehlikeleri de göze alır. Anlattığımızda bir nevi hırsızlıktır. Ama başka bir hırsızlık, dinle sana bir plan vereyim, Miraç, Berat, Mevlüt geceleri malumdur. Kadir gecesi belli değildir, Niçin? Selâvatı şerife çoktur, Cenab-ı Hak’kın Nebi’ye karşı olan selâvatı şerifesi malum değildir. Cenab-ı Hak’kın isimleri bellidir. İsmi azam belli değildir, Niçin? Niçinlerin sebepleri vardır. O niçinlerinde niçinleri vardır.

Evvela bu niçinleri bulman lazımdır. Nasıl bulayım diyeceksin. Evet iş bunda, bunları bilenler yok değildir. Onların himmetine yanaşmak edebini terbiyesini öğren ilk defa. Mütevazi ol, kibirli olma, dedikodu yapma, şüpheyi bırak. Kimsenin aleyhinde bulunma, kibirli olma, dedikodu yapma, konuşurken terazinin sana düşen kefesine ağır gelsin diye gizlice parmağını dokunma, parmak insana şahadet için verilmiştir.

Şahadet Adül esmasının naibidir. Allah’ın adaletinin vekilidir. Resul-u Ekrem efendimiz buyurmuştur. Bir saat adaletle hareket eden hakim, bin sene ibadete bedel bir hareket yapmıştır. Bunları mantıkla ölçmeğe kalkma. Delilik düzen bozmaz. Mantık çarpışması düzen bozar. Mantık aklın ötesine varamaz. Kurcalama bu işleri.

Hazreti Nuh’un kavmi bir milyon kişi değildi, küçük bir kasaba halkı kadardı. Musa’nın kavmi bir avuç insandı, LÛT’un kavmi sur içinde iki mahalle idi, Semzi, sodum gomore Nemrut zamanındaki kavimlerde çok değillerdi. Hepsi bir anda battılar yok oldular.Şimdide kavimler onlarla mukayese edilmeyecek kadar çoklar, milyonlarla sayılır, Tayfun yüzünden bir milyon kişi bir anda mahv oldu. Atom bombası 250 bin kişiyi bir saniyede buhar haline getirdi. Cenubi Amerika da zelzelede bir anda milyonlarca insanlar battılar, bunlar daha yeni olaylardır.

Nuh, Musa,Lut peygamberlerin kavimlerinin başına gelenler bu gün halâ devam etmektedir. Asırlar evvel geçmiş hadiseleri misâl almaya hiç lüzum yok. Bu gün havralar dolusu nara atanlar var, Lût kavminin sapıklığını gölgede bırakacak olaylarla dolu dünya yüzü. Geçmişin çok büyütülmüş şekli bu.

Bu ahlaksızlığın sapıklığın miktarını ölçecek artık akıl ve terazi yoktur. Aşkı iman ile edep, kanaat ile sulanmamış kupkuru akıl ve mantık şeytandır.

Bundan 50 sene evvel tanzimatın yetiştirdiği gençlik ne Müslüman ne Hıristiyan sayılmasına imkan olmayan bir zümredir, hepsi değil ha, ekserisi. Yeni Türk ise garb mukallididir. Baki muhteşem manzara artık efsanelere intikal etmiştir. Yeni Türk’ün bünyesi bile değişmiştir. Bundan dolayı hakiki milli ananelerin düşmanıdır. Ülkemiz de doğruluk bir sokak fazileti halinde idi, ticari muamelelerde senet yoktu, yalan yoktu, devlete isyan yoktu, yobazlık yoktu, ihtiyarlar kendi aralarında eski hatıraları anlatır güzel hikayelerle ömürlerinin sonlarını ibadet ile geçirirler devletten haberleri yoktu yalnız devlete dua ederlerdi. İnanmayanlarda bile bir edep terbiye vardı. Bir arı peteğine herkesin kendi güzel düşünce, kanaat ve doğruluk duygularıyla işlerlerdi.

Bu günün ihtiyarı yobaz kisvesine bürünmüş, yobazı saldırgan, dua yerine bedduacı oldu. Arayı dolduran gençlik şaşırmış bir haldedir. Allah cümlesini doğru yola sevk buyursun. Dinsizliğin dibini bulmak sevdasında bir karış mesafede aya gittiler, kavanozdaki balık kendini deryada zanneder.

Namazda miraçtır, yerden göğe değil, gökten yere iner, aya gittiler, Allah’a dil çıkarır gibi bir tavırları var cemiyetlerin, İslâm dininde ışığa gem vururlarda Burak’a binerler yerden göğe çıkamazlar, gökten yere inerler. Cemiyet dinsizliğin dibini bulmak sevdasındadır. Allah’a dil çıkarır gibi küstah bir yarış, farkında değilsin ki ey dünyanın bir karış fezada milyonlarla ışık yılı mesafe, seninki bi saniyelik zafer, ilmi hurafe arşa giden astronot ve mekandan alınmış ve zamandan ileride fezayı teslim alma sırrı islâmdadır. Onun için hakiki islâm ışığa gem vururda binerler yerden göğe çıkmazlar, gökten yere inerler burakla, işte bu ışığa gem vurarak buraka binerek Resulullah Sallahu Aleyhi Vessellem Mirac’a teşrif etti, orada bize namazı, miracı oradan gelen esirleri orucu getirdi, yaradılış zamanı nasıl yaratıldı, nasıl bu mizan teşekkül ettiği hakkında beşer akıl ve zekası ancak tahminler ve nazariyeler üzerinde fikir yürütmüştür.

Hakiki mahiyeti hakkında zeka ve aklın bunaldığı ve durduğu bir hudutta dışarı çıkmamıştır, ve çıkmayacaktır da. Ucu bucağı aklı düşüncelerin yetişemediği kadardan daha engin bir mechuliyet ve gizlilik hududunda da uzaklarında kaybolup gitmektedir.

Cenab-ı Hak halk edeceği insanı ve bütün kara ve denizde yaşayan hayvan ve nebatların muayyen bir müddet hayatta kalmaları için şartların bulunduğu dünyayı takdir ve murad etmiştir. Diğerlerinde ne hayat vardır, ne bir şey, hepsi başka bir muradın tecellisini gösteren delil ve bûranlardır.  .

Hepsinin rakamlarla ölçülemeyecek derecede engin zamanlardan beri bu nizam devam etmektedir. Bir gün sonları gelecektir. Sonu gelenler milyonlarcadır.

Dünya da bir gün sona erecektir. Dünyamıza en yakın olan ay, milyonlarca evvel sönmüş bir yıldızdır. Dünyanın akibetide öyle olacaktır. Aziz cemaat; kıyamet Kelimesi arapçada ayağa kalkmak mastarından kûn kelimesinden menşeini alan bir isme mekândır. Sonunun ne olacağının belli olacağı zaman mekân manasınadır. Nasıl sonu gelen yıldızlar sönüyor, mahrekini kaybediyorlarsa dünya da bir gün bu hale gelecektir. Sonu gelmenin bir çok alametleri vardır. Başı dönen bir insan sendeler düşer. Kuruyacak bir nebat kurur, rengi değişir, çürür, ihtikale uğrayan bir taş toz olmaya başlar, insan ihtiyarlar solar ve nihayet ölür, dünyadaki nizam da intizamını kaybetmektedir.

İlkbahar, yaz, sonbahar, kış bu gün dedelerimizin zamanına nazaran tamamiyle iç içe girmiş nizamını kaybetmiştir. Her şey görülür, görülmez, hissedilir, hissedilmez, bir surette tamamıyle değişmiştir. İklimlerin mevsimlerin her türlü cihetten değişmesi, nebat, hayvan, insan karakteri ve yaşama şartlarını bozduğundan tamamiyle bambaşka bir varlık olmuşlardır. Sabır, kanaat, şevkat, merhamet, doğruluk hasletleri kaybolmaktadır. Bir çok sıkıntılarda of çekilmektedir. Nebatlar kurumakta, hayvan nesilleri kaybolmaktadır. Bir çok yeni intibaklardan dolayı hastalıklar husule gelmektedir, meslek hastalıkları, bazı hastalıklarda kaybolmaktadır. Bunlar dünyamızın artık ihtiyarladığını sona yaklaştığını hissettirmekte ve anlatmaktadır, insan, hayvan, nebat hayatı gibi dünyamızda çocukluk, gençlik, olgunluk devirlerini gidişini bitirmiş, geyhutat yani ihtiyarlık devri çağına girmiştir. Semavi kitapların, peygamberlerin, Resullar’ın söylediği haber verdiği hakikatler teker, teker çıkmaktadır.

Muhakkak çıkacaktır. O halde aziz cemaat, oruçlu muhteremler ahir zamandayız. Allah yolunda olanlara Allah haber vermeden bela vermez. Lev Şefaatû ceddu Muhammedun lete feyte bi nari cehennemi tevleti.

Bazan karınca kadar küçük bir insan aklın alamayacağı işleri yapar. Kimseyi hor görme. Resul-u Ekrem’in bazı hadislerinden bahsedecem. İnsanlar camilerle mücadele etmedikçe kıyamet kopmaz. Fırat nehrinin suyu çekilecek yerinde bir dağ çıkacak. İnsanlar yeniden Lât ve Uzzaya tapmadıkça kıyamet kopmaz. Allah, Allah diyen kimse üzerine kıyamet kopmaz. Müslümanlarla yahudiler arasında harp olmadıkça kıyamet kopmaz.

Ya Cebrail benden sonra yere inecek misin diye Rasulullah Efendimiz bir gün Cebrail Aleyhisselâm’a sordu. Dört defa inecem Ya Resulallah.

1- Kadınlardan hayayı, hakimlerden adaleti, kazançlardan bereketi, hafızların göğsünden Kur’an’ı kaldıracağım. Ondan sonra inmeyeceğim. Kadınların çoğalması şarkı söylemeleri benim ümmetim zamanında çıkacak, deccal çıktığı zaman ben aranızda olursam sizi koruyabilirim. Bu şu demektir. Beni unutmazsanız salâvatı şerife getirirseniz, Allah-u Tealâ her müslümanı onun şerrinden koruyacaktır. Sokaklarda kadınlar erkeklerle alenen cinsi münasebette bulunurlar. Allah’a kasem ederim ki yırtıcı hayvanlar konuşmadıkça kıyamet kopmaz, fen hayvanları konuşturacak hale gelmiştir. Mikail, Cebrail, İsrafil ruhlarını Azrail kabzeder, sonra da kendi ruhunu kabzeder. (Ayet)…

Bu gün bir olan her şeye hakim olan Allah ben der, sonra İsrafil halk olunur, sûru üfüler, Mikail, Cebrail, Azrail dirilir. İlk evvel Resul-u Ekrem dirilecektir…

O zaman, kalktığımız zaman, peygamber doğru söylemiş diyecekler. Peygamber sünnetli doğmuştur. Sünnet büyük bir hikmettir. Çıplak yalın ayak sünnetsiz olarak Rabbınıza mülaki olacaksınız. Resulullahın Ruhu Şeriflerini haberdar eyle Ya Rabbi, bu günkü bizim meclisimizden, Ehli beytin hürmetine, birbirimizi sevdir bize Ya Rabbi bize lütfeyle ilahi ramazan hürmetine, emri ikrayla gelen kutlu beyan hürmetine, Mustafa’nın teni pakindeki can hürmetine, Yeb-i esradaki ulvi cevelan hürmetine, Hacı Bayram Veli, Hazreti Gavs-ı Geylâni şeyhi devrani zaman hürmetine……..

Tesbit güçtür.

Manevi keşif yoları açık zatlar müstesnadır. Bunlarda söylemezler yasaktır. Bu günün insanının en bilmediği şey kendisidir. İnsanlık bu gün inanmamak devrinin tam kemalindedir. Akıl hastalığı bu gün eski önemini kaybetmiştir, çünkü akıl hastası olmayan bu gün cemiyette yok gibidir. İnsanlar bu gün makinanın şuursuz hareketlerine buhar temin eden kömür vazifesi görür.

Bir zaman gelecek ümmetimden bir topluluk içkiyi başka adlar koyarak içeceklerdir. Hamır örtmek mastarından aklı örtmek içki. Ümmetimden öyle insanlar olacak ki zinayı, içkiyi helal kabul edeceklerdir. Müeyyide olmadan iyilik ihtiyatı elde edilemez. Zina eden mümin olduğu halde zina etmez. Habersiz mümin olduğu halde çalmaz, hırsız bir insan mümin olduğu halde içki içmez. Bu işleri işlediği halde müminlikten çıkarlar, imanlarını kaybetmezler. Fakat tam mümin bunu yapmaz demektir, büyük insanların, velilerin iç alemlerine sokulmak çok zordur, sokulmak cesaret ve kabiliyeti olmayan münevverlerin bu büyükleri yarı yamalak bildiklerini zannederler, kendilerine göre her şeyi bilirler, ancak şairi filozof kadrosuna tıka basa sokmaya çalışırlar. Şimdiye kadar açık ve berrak söylemek icab ederse hakikati açıkladıklarını zannederler, bunlara kendi dilleri ile alim, benim dilimle zavallı gafil derim. Yazılan eserler bu gibilerin derledikleri ve kendi basit görüşlerini tarihi bazı rakkamlarla döküman diye süsleyerek eser tetkik ismini verirler. Eskilerin yazdığı bu velilerin menkıbelerini kaldıramazlar, mecazidir, halk hurafaya sokmuştur diye iddia ederler.

Halbuki halkın temizlik zümresine yükselttiği büyükleri küçültürken halkın temiz gönlünü rencide ettiklerinin farkında değillerdir. Yunus Emre bunların elinde deforme olmuştur. Hacı Bektaşî Veli Türk dilinin kurucusudur.

Mevlana büyük ve armoniler şefliğine yükseltilmiştir. Bu büyük velilere bu eziyet bir hikmete tabidir. Kendi viraneliklerini göstermek içindir.

Bazıları da vardır ki bu büyükler çok serttirler kimseye müsamaha yapmazlar. Hacı Bayramı Veli, Hacı Şabanı Veli onların şakaları olmadıkları için dillerine bile kimse alamaz onları. Bunlar büyük İlâhi hikmetlerdir. Manevi tacı olan, maddi tacı fırlatıp atar. Allah’ın bu kubbe altında kendi zatından başkasına bildirmediği nice dostları vardır, bir nazar ara, bir nazar. Sevilen bir göz seni sevsin diye ayıl biraz hele. Güzel, çirkin hepsini aklidir, şer-i değildir. Bıçak hiç bir vakit sapını kesmemiştir. Adam ara, adam…Bir lokma haram kırk gün duanın kabulüne engeldir. Haram parayla alınmış bir gömlek üzerinde olanın namazı kabul olunmaz. Haram parayla tasadduk olmaz. Haram parayla Hacca giden günah işlemiş olur, ağız, cinsi uzuv, haram lokma insanı cehenneme götürür. Yani Allah’ın Rahmetinden uzaklaştırır. Alkol, faiz, haksız yere yetim malı yemek, ana babaya karşı gelmek, evlatlarını ailesini unutup dolaşanı Allah sevmez, cennete sokmaz.

Yetime merhamet edip komşusuna rızkından verene Allah azap etmez. Yetimin kıymetini anlatmak için Resul-u Ekremi yetim bırakmıştır. Bunları Resul-u Ekrem Efendimiz söylüyor. Şimdi muhteremler beni dinle vatanını, yavrularını, ailelerini unutma, efendiliğini kaybetme, haramdan, içkiden, kumardan uzak dur.

Sabır ve kanaat hasletlerini kuvvetlendir, hiddet etme, öfkelenme, hükümetin emirlerine itaatkâr ol, yabancı bir diyarda rızık peşinde çabaladığını hatırından çıkarma, bu yerlere paranı sarf etme, tutumlu ol, dışını değil içini süslemeğe çalış, sapık fikirlere propagandalara hoş görülen vaadlere memleketimizi sarsacak cereyanlardan uzak dur, sakin ol, sabırlı ol, gözünün önünden mukaddes vatanını yavrularını, ninelerini, ihtiyarlarını daima düşün, kaybetme. Bizlere onlar dua ediyorlar, sizlerde olara dua edin, gazetelerde yalvararak göz yaşlarıyla babalarını, eşlerini arayan biçareleri düşün, Allah’tan bir an olsun uzak kalma, Resul-u Ekrem’den bağını koparma….Allah’ın meşgul olduğu ve aziz eylediği bir kulu ne cin taifesi, ne yırtıcı hayvan, ne yer haşeresi, ne çıyan cesedine yanaşmaz, korkudan değil, edepten, toprak bile kendine temiz döndü diye ona kıyam eder. O kabre nur iner. Böyle kimselerden ne denizdeki balık, ne havadaki kuş kaçar, sokulur yanına kırk yıllık dost gibi. Böyle insan var mıdır diye düşünme, dünyada herkes gaflette değildir. Gönlü kalbi Nuru Resulullah ile dolu insanlar eksik değildir.

Zaten oruç tutan bunları bilir siz cahil değilsiniz, Lâ İlâhe İllallah diyen cahil olmaz

Resulullah Efendimiz ümmi idi. Ümmi demek hocası Allah demektir.

Resulullaha bağlanan Kuran’a hürmet edip onunla amel eden, Allah’a inanan insanın hocası Allah’dır. Cenab-ı Hak cümlenizi tuttuğunuz oruçlarla beraber makam-ı İlâhiyesinde kabul ve muteber eylesin Lillâhil Fatiha.

M.DERMAN(k.s)

1974 Münih camii vaaz.

Bir Cevap Yazın