PEYGAMBERİMİZ (S.A.) İN SAĞLIĞA DAİR DÜŞÜNCE VE BUYRUKLARI

Hazret-i Resûl büyük bir hekimdi. Tıp sâhasındaki buyrukları­nı anlamak için O’nün mübârek hayatlarının başından sonuna kadar tetkik etmek icâbeder.
1300 şu kadar sene evvel müjdelediği büyük din tetkik edildik­ te, bugünkü tabâbetin temeli olan cismânî ve rûhanî bir temizlik ortaya çıkar.
O devirdeki cehâlet neticesi insanlar ve cemiyet içerisindeki pislik hem gıdâi, hem cismânî ve hem de rûhanî idi. Bu mülevves insan yığınları muhitinde emsâlsiz bir cevher temizliği ile bütün cihana ilâhi bir ibret nümunesi olarak Resûl-i Ekrem ortaya çıkı­ yor. Beşeriyet, cehâlet ve pislik içinde kurumuş odun yığınları gibi asırlarca kendilerini hem cismânî hem rûhanî girdap içinden kurta­ racak, bir müncî beklediler.
Resûl-i Ekrem Hirâ dağından ilâhî bir şimşek gibi cehâlet ve dalâlet içinde bekleyen bu insan kitleleri içine inmiş ve beşeriyyet birden alevlenerek temizlik deryâsına doğru akmağa başlamıştır.
“La İlâhe İllâllah” nidâsiyle Hazret-i Resûl kendilerini çevreleyen muhterem sahâbilerine, sağlık kaidelerini, dinî şekilde tavsiye buyurmağa başlıyor…
Her şeyden evvel temizliği dinin esası olarak kabûl ediyor ve temizliği mertebe mertebe yükselterek Allah’ın sevgili kulu olmağa en büyük şart koşuyordu.
Nihayet temizlik îmandan bir rükün oluyordu. Temizliğin îman­ dan olduğunu bütün beşeriyyete ilân eden Hazret-i Resûl, bu te­mizlikten büyük bir mânâ kastediyordu. O zamanki dalâlet ve ce­hâlet içinde yüzen sıcak ve cehennemî muhit sakinlerinde pislik tasavvurun fevkinde idi.

Evler, elbiseler, vücutlar pis koku içinde ve vahşet halinde idi. Çekirgeden yılana kadar bütün hayvan etleri ve her türlü temizlik­ten uzak gıdalar mideleri doldurmakta idi.
Fahişelik itibârda idi. Kadınlar erkeklere tenâsül âzâlarını teşhir edecek kadar fuhuş almış yürümüş, hırsızlık, şekavet ve ni­hayet taş parçası olan putlara tapmak bir din halini almıştı. Haz­ret-i Peygamber’in istediği temizliğin çevrildiği noktalar bu pislik deryâsına doğru idi. Muhterem sahâbîlerinden ısrarla istediği şey- ler şunlardır:
Bunlar İslâmiyet’e girme ve yükselme esaslarının başlangıcıdır. 1 – Yiyilecek ve içilecek şeylerin temizliği,
2 – Muhit temizliği,
3 – Vücut temizliği,
4 – Ruh temizliği.
Bu esaslara bağlı olarak hayatlarını koruyanlar için uhrevî büyük mükâfatların kendilerini bekleyeceğini haykırıyordu. Asıl garibi ve ehemmiyetli olan cihet, söyledikleri mübârek tavsiyeleri çocukluk yaşından beri kendilerinin harfiyyen tatbik etmesidir.
Hazret-i Resûl’ün yüksek insaniyet ve şefkat hisleriyle dolu bir hazine olan mübârek kalbi, beşeriyyetin her türlü süflî felâketlerine cihanşümûl bir hassasiyetle acımış ve onların düzelmesi için büyük ve emsalsiz gayretler göştermiştir.
Nâmütenâhîliğin boğulduğu derinliğin içinden gelen, dünya sâ­kinlerine helâl yolları haykıran bir ses… Bu ses, kâinatın geniş göğ­sünden fışkırmış bir volkan halinde ilâhî bir hayat külçesi gibi Arabistan çöllerinde dünyâya ayak basıyor.. Zirâ dünyâların Halık’ı O’na dünyâyı ve ruhları tutuşturmasını emredecektir…
Hazret-i Resûl-i Ekrem kemâl devrinde insanlığa Allah’ın emir­lerini getirmek için gökten yere indirilmiş bir insan ruhu halinde nâmütenâhi geleceğe doğru fırlatılmış ilâhî bir ok gibi bütün insan kalblerine girecektir.
Maddî kıymetlerin rûhanî kıymetler yanında bir hiç olduğunu dünyâya isbat için indirilen bu ruh, evvelâ bedenin gizlediği ve kendisine mânâ verdirdiği ruh, ahlak için, bedenin temizliğini, onu besleyen, yıkılmamasını temin eden gıdanın temizliğini, sonra rûhun temizliğini sağlayan kaideleri, ilâhî bir süzgeçten geçirdikten sonra ilâhî sesler halinde yayıyordu.
Ahlak, adâlet, doğruluk, merhamet, fazîlet süzgeçlerinden rû­hun geçmesini tavsiye ediyor ve bu merhaleleri teker teker kat’etmeğe uğraşan ferdin, nihayet fertlerin topluluğu olan cemiyetin tasfiyesine giriyor, birlik, kardeşlik, yekdiğerine hürmet, hak tanı­ma ile cemiyeti ıslâh kaideleri koyuyordu.
Tasavvur ediniz ki, vahşet ve her türlü pislik diyârı Arabistan çölünü ruh mamuresi haline az bir zamanda ulaştırıyor. Bu sûretle maddî kıymetler temizleniyor ve rûhani kıymetler yükseliyordu.
İslâmiyet teessüs etmiş, mukadder merhalelerine doğru, aziz ve ilâhî rûhun mürşitliği altında ilerliyordu… Bu yükselme şartları arasında bizim mevzumuz sıhhî ve tıbbî bakımdan olanıdır.
Bu mevzu üzerinde büyük İslâm mütefekkir ve hekimleri uğraş­mışlar, birçok sıhhî kaideleri toplamışlardır ki bir mecelle haline gelmiştir.
İşte bunlara “Tıbb-ı Nebevi” ismini veriyorlar. Kültürel öğüt ve tavsiyeler umûmî bakımdan beş kısım arzeder. Ve tetkik edilmeğe ve bugünün bunalmış ruhlarına haykırmağa değerin üstünde bir hak kazanır…
Bugün insanlığın birinci planda ehemmiyet verdiği sağlık esas­larını en doğru, en ilâhî ve değişmez şekilde tavsiye buyuran büyük hekim Hazret-i Resûl-i Ekrem Efendimiz’dir ki; koyduğu kaideler bugün değil yarın bile değişmeyecek, kıyâmete kadar sağlık düstu­ru olarak kalacaktır.
Bu sağlık kaide ye düsturları şu sûretle hulâsa edilebilir:

  1. Sağlam bedenin devamlı sağlam kalabilmesi için kaideler.
  2. Rûhun sağlam ve kemâle ermesini sağlayan kaideler.
  3. Hasta bedenin ve hasta rûhun tedavisi için usûl ve kaideler .
  4. Beşerin hayâtı müddetince ferdi ve kitleyi olgun hale getirecek hem maddî ve hem rûhî muvazeneyi temin için kaideler.
  5. İslâm cemiyetinin rûhî ve maddî disiplinini temin yolun­
    daki kaideler.
    Resûl-i Ekrem insanoğlunu salâh yoluna dâvet ederken:
    Allah’dan başka mâbut yoktur. O, birdir. Bütün akıl yoran kâinatın Hâliki O’dur. Beşeriyyeti vahşet devrinden bugünkü hale

getirmek için, Hâlik’in bir vasıta ile, ilham ile,beşer oğlunu derece-i tenevvüre getirmek gayesiyle birçok mürşidler ve Peygamberler gönderdiğine ve Hazret-i Resûl’ün son mürşid olduğuna, zîrâ be­şerin derece-i idrâke vardığını kabûl buyurarak O’nu Hâtemü’l-En­biyâ olarak tâyin ettiğine, getirdiği Kitâbın Allah kelâmı olduğu­na inanacaksın, ondan sonra da sana kemâle ve salâha gidecek yolun anahtarı verilecek…
Kemâl devrine, bu kaideleri insiyâkına geçirdikten sonra şuûru­na geçirmeğe başladığın anda kavuşacaksın…
Temizlik libasiyle, doğruluk ayağıyle, adâlet asâsiyle, ilim feneriyle, alınteri azığıyla vücut sahrâsını katedeceksin …
İnsanı hüsrâna götüren her türlü hülyâlar ve kötü şeylerden vazgeçip; insan-ı kâmil olacaksın. O zaman yaratıldığın toprak sa­na şunu fısıldayacak:
Ağlama ey insanoğlu, Allah seni benden yarattı, yine bana ve­receğini va’detti: Borç, vermekle ödenir. İşte o zaman bu yola nam­zet dünya sâkinleri, arkandan, çok iyi insandı, temizdi. Nur için­de yatsın… Temennisinde bulunacaklar…
Temizlik îmandandır.”
Düsturu, vücûdun sağlam kalmasını temin edip, her türlü kir ve pisliklerin vücut üstünde toplanmasına mâni teşkil etmektedir. “Suyun kâsesi bin altına olsa her gün yıkanın.” sözü temizliğin mut­laka lüzumlu olduğu ve bundan kaçınmanın imkân haricinde bulun­duğunun ifadesidir.
Bu mesele umûmî olmakla beraber biraz da ferdî kabiliyete bağlıdır. Fakat bedenin daha şümûllü ve herkese râci olan temiz­liği abdest ve gusüldür.
ABDEST: Vehleten temizlik gayesine mâtuf dînî bir hareket olarak görülür. Böyle olmakla beraber temizliğe rûhun söz verme­sinin bir taahhüt senedi mahiyetindedir.
O halde abdest, temizlik üzerine temizlik değildir. Su bulunma­yan yerde toprak ile abdest , yâni teyemmüm yapılır.
Toprak esasında maddî temizliği yapamaz. O halde esas rûhî bir disiplinin insan benliğinde teyemmüm esasına dayanmaktadır.

TAAHHÜT ŞUDUR :
“Yâ ilâhî! Huzûruna çıkmak; secdeye kapanmak, Sana şükret­mek arzusundayım, iradem dâhilinde bulunan bütün muzır ve gü­nah diye emir buyurduğun şeylerden kendimi tutacağıma söz veri­yorum.
Elimde olmayanlardan beni muhafaza et de; şükrümü tama­miyle yapmış olayım.”

TAAHHÜT ŞUDUR :
“Yâ ilâhî! Huzûruna çıkmak; secdeye kapanmak, Sana şükret­mek arzusundayım, iradem dâhilinde bulunan bütün muzır ve gü­nah diye emir buyurduğun şeylerden kendimi tutacağıma söz veri­yorum.
Elimde olmayanlardan beni muhafaza et de; şükrümü tama­miyle yapmış olayım.”


O halde bu hareketle rûhu bir müddet için bir taahhüde alıyoruz.
Yellenme ile abdestin bozulması, iraden dâhilinde bulunan mu­zır şeylerden, kendini tutacağına dair, verdiğin niyet ve sözün, bo­zulmasındandır.
Taahhüt bozulunca tekrar taahhüdu yerine getirmek için ab­dest almak lâzımdır.
Burada psikoloji üzerinde rûhî bir muhasebeyi insanlarda tesis etmek ve bu suretle rûhî temizliğe doğru yürümek yolunda rûhî ve harekî bir insiyak temin edilmektedir.
Bunun için sağlık bakımından faydalı olan hususat insiyaka geçtikçe vücut o iyi ve faydalı iş için disipline girmiş demektir.
Rûhî ve harekî insiyak teşekkül edince vücut bir intizam içinde işler. Gusül, işlenen büyük bir zevkin karşısında, rûhî ve aklî unut­kanlığı, tekrar, normal olarak, âdeta uykuda olan rûhu, uyanmağa dâvet mahiyetindedir. Gusül, rûhî ve uzvî bir harekettir. Zîrâ meni ve pislik tıbbî bakımdan mukayese edilecek olursa, pisliğin meniden daha mülevves ve mikroplu olduğu ortaya çıkar.
O halde def-i hâcetten sonra gusül icâbetmeyip meni gel­dikte icâbetmesi, pislik mefhumu bakımından değildir. Meni geldik­çe şahıs iradesini kaybediyor, bu anda her şeyi unutuyor. Bu vücut makinası doludizgin en yüksek tevettür halindedir.
Gusül vücudun bir tövbesi, rûhi âletin istikrar muhasebesi ma­hiyetini almış oluyor ve bu suretle psikolojik muvazeneyi temin ediyor.


TAHÂRET: Büyük ve küçük abdestten sonra su ile temizlen­mek esasına dayanmaktadır. Su ile yapılan, tahâret (anus), yâni (ferç) ‘te toplanan pislik parçalarının giderilmesi esasıdır.
Tıbbi istatistiklere nazaran ferç kanserleri ve çatlakları tahâ­ret yapanlarda görülmüyor. Zîrâ mevad-ı gâita kuruduğu zaman deri gerginleşiyor, çatlak husule geliyor ve yaraların tekevvününü mucip oluyor. Bilâhare bir tahriş nüvesi olan bu yerde habis urlar teşekkül diyor.


Tırnakların haftada bir defa kesilmesi, dişlerin misvak ile yı­kanması, tenâsül yerlerindeki kılların muayyen zamanlarda tıraş edilmesi, saçların taranıp îcâbederse kestirilmesi, vücut sağlığını tehdit edecek her türlü mikropların vücutta temerküzüne mani ol­mak için tavsiye edilen sıhhî kaidelerin birinci şartlarıdır .
Bu küçük gibi görünen fakat 1300 sene evvel konmuş kaidelerin doğurduğu esaslara riayet eden İslâm ordularının, târihimizdeki bü­yük hâkanların, cihangirlerin binlerce askerî seferleri tetkik edilecek olursa hiçbirinde sârî bir hastalık çıkmadığı görülür.
Ehl-i sâlip orduları yüz sene zarfında o kadar sefer yapmıştır. Hepsinde sârî hastalık çıktığı târihen sabittir.
Bu kaidelerin dînî mahiyet alışı türlü ihmâlkârlığı ortadan kaldırmıştır. İslâm Dînindeki temizliğin maddi kısmı insan vücûdunu evvelâ kesin olarak bir disiplin altına sokuyor (alıyor), disipline alışan vücut bu kaideleri insiyakına naklediyor ki, o zaman, düşünmeden, bu sıhhî kaideleri tatbik ediyor. Bu kaidelerin dînî şekil alışı, câhili de, münevveri de aynı insiyakı kullanmağa alıştırıyor. Câhil aslını bilmeden temizleniyor, münevver, pisliğin tevlid edeceği beden için fenalıkları idrâk ederekten… Münevver bir dindar, misvakı dişlerini temiz tutmak için kullanıyor. Câhili, Haz­ret-i Resûl’ün sünnetidir, diye kullanıyor. Hazret-i Resûl’ün tavsi­ye buyurduğu kaideler, vücut temizliğinde anlayış farkı yarattığı gibi, vucûdu bilâistisna demokratik sıhhî bir disiplin altına alıyor.
Hazret-i Resûl’ün bu çok güzel tavsiyesine misâl olarak küçük bir müşâhedemden bahsedeceğim.

Bir târihte seyâhat ediyordum , küçük bir kasabada bir handa kalmak mecburiyeti hâsıl oldu, kaldığım odada hoca kılıklı ve câhil bir arkadaş yatıyordu. Kasaba âdetâ köy gibi bir yerdi, uyuyama­dım. Geceyarısını geçmişti, hoca yatağından uyandı, odada yanan küçük gaz lâmbası hocayı farketmeme müsaade ediyordu, masanın üzerinde duran su testisini aldı, avucuna biraz su döktü, sonra el­lerini oda içerisinde yıkadı, sonra da bardağa su dökerek içti ve tekrar yattı…

Bu adamcağızın elini yıkaması, sonra da bardakla su içmesi belki tuhaf gibi geliyorsa da hoca bunu gayriihtiyârî yapmıştı.
Zîrâ bu dindar, temiz, fakat câhil adam Hazret-i Resûl’ün şu tavsiyesini insiyakına sindirmiş mübârek bir zat idi:

“Uykudan uyan­ dığınız zaman ellerinizi yıkamadan bir yere sürmeyiniz…” (Hadîs)

tavsiyesini insiyâkî olarak tatbik ediyordu. Zîrâ uykuda haberi ol­madan insan bir tarafını kaşıyabilir, ellerin ve tırnakların bu ha­liyle bir yere sürülmemesi esasına müstenit bu mübârek tavsiyede; gayet ince ve büyük bir temizlik prensibi gizlidir.

Bir insan yüzünde toplanmış olan güzellik yalnız fizikî güzellik değildir. O yüzde, iyilik ve ilim parlaklığının ve rûhânî şeffafiyetin ifadeleri de vardır.
Bunları, dünyayı tetkik ettiğimiz melekelerimizle değil, inanma denilen meleke ile idrâk eder ve görürüz. Bu meleke ile insan görün­meyen mevcûdâtın delillerini keşfedebilir.
Bu kudretin açıkladığı manzara hudutsuzdur. İşte insana tekâ­mül merhalesi yaptıran, olgunlaşmak imkânları sağlayan bu mele­kesidir. Ruhun kemâle ermesi, ne yalnız çırılçıplak, kuru, objektif ta­biat bilgileriyle ne de riyâzi ilimlerle temin edilemez. Bütün kâinat bir fizikçinin kafasından çok daha geniştir. Ve orada bu kafaya sığma­yan sayısız buutlar, sayısız ihtizazlar mevcuttur. Biz bu üç buutlu âleminin kesif maddelerinden yapılmış dimağ hücreleriyle duymak­tan ve düşünmekten kendimizi kurtarmadıkça etrafımızdaki kaba tezahürleri tesbit ederek rûhanî âlemlerin tezahürlerini ne anlaya­biliriz, ne de bunlar hakkında bir fikir edinebiliriz. Öyle bir had ge­lir ki maddî idrâk durur, bundan ötesini ya inkâr eder veya maddeye gayrimaddilik ismini yapıştırırız. Gözlerimizin görebileceği hâdise­lerin arkasında, ne gibi hâdiselerin cereyan ettiği, ancak, vakitleri­ni feda ederek bu işe verenlere müyesser olur..

*Ebu’l-Berekât’ın kitabında yazılıdır: “Bir yerde hastalık çıktığı zaman o yerde bulunuyorsanız başka tarafa gitmeyiniz, başka yerde hastalık varsa o tarafa da seyahat etmeyiniz.” buyurarak ilk karan­tina usûlünü vaz’eden Cenâb-ı Peygamber’dir.

M.Derman(k.s)

Allah Dostu Der ki..