Resulü Ekrem miraçda Kudüs’e götürülüyor. (Mescid-i Aksa’ya)…

Uçsuz bucaksız ve aklın erişemediği kâinatta, aydınlık, karanlıktan çok azdır. Ziya, hava tabakasında görünür. Dünyanın etrafında bulunan 80km. hava tabakasının dışında bir öğle zamanı güneş varken çıkıldıkça yani (Stratosfer)de ziya yoktur, karanlıktır, hattâ aya giden astronotlar dünyadan ayrılıp hava tabakasını geçtikten sonra aya karanlıkta gitmişlerdir. Bu en basit olarak sonsuz kâinatta karanlığın galip olduğunu ifade eder.

Kıyamet sûresinde: Göz kamaştığı, güneş tutulduğu, güneşin aya girdiği ayetinde, güneş aydınlığın âlemi ve aydan milyonlarca defa büyük olduğu halde aya girmesi ki, ay karanlığının âlemidir. Bu da karanlığın galip olduğunu ifade etmekle beraber bir gün Dünyanın sonu geleceğini de icazen bildirmektedir.

Şimdi şöyle bir sual sorsak; Geceleyin yıldızlar görünür, gündüz görünmezler. Acaba yıldızlar kendilerini karanlıkta mı gösteriyorlar, yoksa biz onları karanlıkta mı görüyoruz? Bu suale cevap vermek güç ve aynı zamanda kolaydır.

Yukarıda bahsettiğimiz üzere, gündüzün hava tabakasının dışına çıktığımızda karanlık olduğunu söyledik. O zaman yıldızları yine görürüz. Yukarıda bahsettiğimiz ve akla uygun gelip kavradığımız bu sözler ilmi ve fennidir.

Şimdi manevi bakımdan Allah’ın (ES SETTAR) Esması vardır. Yine bir hadisi kutside gece vakti benden (DEYYAN) olan esmanın tecellisinden isteyin vereyim buyurur, indi ilâhide (Allah nezdinde) karanlığın büyük kıymet ve yaratılış sevgi ve hakkı vardır. İslâmda (Es-Settar) Esmasına hürmeten karanlığa önem verilmiştir.

Resulü Ekrem’e gece namazı farzdır.

Kur’an-ı Kerim gece inzal olmaya başlamıştır ki, kadir gecesidir.

Bundan dolayı Cenab-ı Allah’ın huzuruna Kâbe’ye dönerek girdiğimiziçin, karanlığın kıymetine hürmeten, kâbe örtüsü de Siyah olarak sonradan şekillendirilmiş ve bu sûretle Settar’ın kıymeti ifade edilmiştir.

Cebrail Hira dağında gece vakti Resul’ü Ekrem’e görünmüş ve ilk ayeti tebliğ etmiştir.

Resul’ü Ekrem zamanında Kâbede siyah bir örtü olduğuna dair hiç bir rivayet yoktur. Sonradan, taştan yapılmış olan kâbeyi siyah ile örtüp, taşı görmeden sonsuz karanlığı insan ruhu seyahat etsin diye, siyah örtülmüştür.

Miraç gece vaki olmuştur. Gündüz değildir.

Gece manevi âleme dalmak ve ilâhi pırıltıları görüp ruha (hoşluk) verdiği için, kâbe de buna sembol olarak Siyah örtü ile örtülmüştür.

Bu örtünün ilk defa Resulullah ceseden dünyadan ayrıldıktan ne kadar sonra , örtünün yapıldığını bilemiyoruz.

Allahu âlem bunu yaptıran veya tertipleten, kendi akıl ve düşüncesiyle yapmamıştır. Herhangi bir ilhami Rabbani ile bunu yaptırmıştır.

O halde kâbenin örtüsünün niye siyah olduğu sualine; bir kimseye, senin gözün niye siyah, yahut kahverengi gibi sual sormaya benzer.

Alınacak cevap sualin cevabı olmasa da insanı düşünce ile başını öne eğdirmeye kâfi geldiğinden, biz de kâbe örtüsünün siyah olduğunu söyleyebiliriz. Bana kalırsa bu islâma sorulacak sual değildir.

19.12.1981

(Bir çoklarının bildiği. Bir kısmının bilmediği, diğerlerinin de yanlış bildiği) Mescid-i Aksa hakkında bazı suallere cevap vererek bu mukaddes yeri anlatmaya çalışacağız…

Yalnız bu yazıyı bomboş olarak okuyun, yanlışların ve hakikatlerin hangisi olduğuna, bilginiz varsa, cevap kendi kendinize veriniz…

Resulü Ekrem miraçda Kudüs’e götürülüyor. (Mescid-i Aksa’ya)…

Miraç zamanında o zaman bu, neresidir ve nedir?

Kudüs’de ne vardı. Kimlerin elinde idi.

Kâbe İbrahim peygamber tarafından izni ilâhi ile inşa edilmiştir. Musa ve İsa’dan asırlarca evvel…

Musa ve İsa Kâbe’ye hiç gelmemişlerdir.

İkisi de Kudüs civarında Tur-u Sina ve Tur-u Tina dolaylarında dolaşmışlardır.

Vahiy ve ilhamlarını oralarda ve muayyen yerlerde almışlardır.

Rivayete göre Musa, İsa ve diğer peygamberler dualarını Kudüs de bir taş yanında yaparlarmış…

SAHRE: Büyük taş. Kaya demektir. Bu taş hakkındaki rivayetler birbirini tutmaz.

1- Cennet kayalarındandır.

2- İsrafil sûrunu bunun üzerinde üfleyecekmiş.

3- Hz.İbrahim İsmail’i bu taş üzerinde kurban etmek için yatırmış.

4- Miraç’da Resulü Ekrem bu taşın bulunduğu yere getirilmiş ve oradan miraca hareket etmiştir.(Hacer-i muallak) ismini o zaman alıyor.

5- Miraç bu taşdan başladığı için, miraçda emrolunan namaz da kıble olarak bu taşa doğru çevrilmiştir.

Miraçda sonradan Kur’an ayeti ile tekid edilen : (Güneş doğmadan ve battıktan sonra) namaz kıl emri vardır.

Kâbe’ye kıblenin dönüşü bir öğle namazı esnasında Medine’de emrolunmuştur.

Akşam ve sabah namazlarında değil

Niçin. Çok mühimdir.

Şimdi bu rivayetlere göre aksi rivayetler de vardır :

Hz.İbrahim, İsmail’i bugün Mekke’deki Arafat dağında kurban etmeğe gitmiştir.

Resulü Ekrem miraçda niçin Kudüs’e götürüldü. Kudüs’de ne vardı. Sahre o zaman nerede idi. “Mescid-i Aksa” denilen mescid neresidir. Süleyman mabedi midir? Yahut: ?…

(Taş yakıp kireç yapmak haramdır) islâmda …

SAHRE: Hacer-i Muallak’a verilen kıymet nedir?

Miracın Kudüs’den başlaması, bu taşın orada oluşundan mıdır?

O taş niçin oradadır. Murat nedir.

Bu rivayetlerin hepsi yek diğerini perdeliyor. Bunları tefrik ettiğin zaman perdelenen hakikat ortaya çıkar.

Ömer Camii ismiyle tanınan bu mescid….

Kudüs 688-692 Hicri tarihinde 5.Emeviye halifesi Abdülmelik Bini Mervan tarafından inşa ettirilmiştir. Gaye, Kâbe’nin ziyaretini bu tarafa teksif etmek için.

Halife Ömer, ordusu ile Kudüs’e girdili zaman Sahre’yi bir düzlükde buldurmuş, üzerine bir cami yapılmasını emretmiştir. O zaman mimari yoktu. Bu rivayetde aradan yüzlerce sene geçiyor. Emeviler devrinde Arap mimarisi çok mükemmeldi. Endülüs’ü düşün. Emevilere karşı husumetin eseri olabilir…

1099 da Haçlılar Kudüs’ü işgal ettikleri zaman, Templier Şövalye tarikatına Kudüs bağlanmıştır.

Sahre’nin üzerine bir mimber yaptırılıyor. Üzerine altın bir haç konuyor. Etrafı aziz resimleriyle süsleniyor.

Bütün peygamberler, Musa, İsa bu taşın yanında dua ederlerdi.

Miraç bu taşın üzerinden başlamıştır.

Kudüs 88 sene Hıristiyanların elinde kalmıştır.

1187 de Selâhaddini Eyyubi Kudüs’e girdiği zaman tekrar burayı camiye tahvil etti. Resimleri yaktı. Altın haçı söktü…

Kanuni Süleyman zamanında 1520-1566 yıllarında bina başdan başa eski şekli ile yeniden yapıldı.

İkinci hicri yılına kadar kıble burası idi. Sonra vahiy emirle bir öğle namazında Kâbe’ye dönmek emrolundu.

Camilerin inşasında şadırvanlar daima câminin ana kapı tarafında inşa edilirdi. Yani kıblenin aksi tarafında.

Mescid-i Aksa : 8 köşelidir. Mescidin etrafı büyük düz taşlarla örtülü, geniş bir avlu ile çevrilidir. Bu günkü hâli Kanuni Süleyman’ın yeniden inşa edilen şeklini muhafaza etmektedir. 4 büyük, 4 küçük kapısı vardır.

17.11.1981

M.DERMAN(k.s)

Bir Cevap Yazın