Şam’da Ümeyye Camisi var, Emeviyye yani. Ona Araplar Umeyye derler, Umeyye camisi.

Dört tane mihrab var, ondan sonra Zekeriyya makamı var orada biliyorsunuz. İkindi namazını kılmış, şöyle murakabeye dalmış. Kendi kitabında yazıyor. Der ki, ” murakabede bir düzlük gördüm diyor.Çöl gibi bir yer. Milyarlarca insanlar, diyor. Gidiyorlar baktım, diyor. Önde Hazret-i Adem, bütün Peygamberan- ı İzam,Sahabeler, Velîler, ahirete intikal etmiş ne kadar insan varsa bir cemi kafile halinde gidiyorlar.

“ Yanaştım birine sordum. Nedir bu? diye.   Mansur, Hallac- ı Mansur bir hata işledi de bütün Peygamberan- ı İzam’ın   ervahı hepsi, Velîler, işte   Sahabeler; Resulullahu Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e gidiyorlar, tazarruda bulunacaklar. Kendilerine yardım etmesi için.” .” Ben de bunların peşine takıldım, diyor. Gittik. Gittik ki diyor, yemyeşil bir düzlük. Yemyeşil bir düzlük. Düzlükte şöyle şu halı kadar, yerden dört parmak yüksek bir yer. Onun üzerinde Resulullahu Sallallahu Aleyhi ve Sellem oturuyor.

Burası çok yüksek, şu kadar bir yerde.“ Şilteler gibi Hazret- i Adem geliyor diz çökmüş oturmuş  diğer Peygamberler sırayla oturdu önüne diyor. Sahabeler Veliler, bilmem neler falan oturuyor. Resulullah Efendimiz orada oturuyor, diyor. Ben de diyor, bir kilometre uzaktan seyrediyorum, diyor. Hatırımdan geçti diyor, yahu bu kadar, hepsi oturuyor da Cenab- ı Peygamber niye dört  parmak yukarıda orada oturuyor diye, demeğe kalmadı diyor, çeneme bir tekme yedim, diyor.

Uyandım ki, kayyum akşam namazı olmuş, şeyleri yakıyor, kandilleri yakıyor.Bana baktı, baktı, bak-tı; “’ çok mu gördün orayı O’na ”’ demiş. Ben diyor bir nara attım kaybettim kendimi. Uyandığım zaman sabah namazı okunuyordu diyor. Otuz senedir o adamı ararım bulamam “ diyor.

Kayyum deyip geçme.

Ya, “ çok mu gördün orayı O’na ” demiş. Ragıb- ı Isfahanî onu anlatır orada.

        Kendi memleketimde Hacı Hakkı Efendi Hazretleri vardı, oğlu Muhsin vardı 14, 15 yaşlarında, biz abi derdik ona. Veliyullah’dı kendisi. Kuleboyu vardı, orada otururdu evleri büyüktü. Hatice hanım vardı, hanımı o da Hacı idi. Ellerini öperdi mahalle falan. Muhsin yaramazlık yapar, cami böyle Ayasofya camisi var, Fatih Trabzon’u feth ettiği zaman orayı şeye çevirmişler. Şöyle bizim eve doğru inen bir yol vardır.Çifte hamamları derler, bir tarafta Hacı Şakir’in bir tarafta Hacı Veli’nin şeyleri var, fırınları.   Sabahları orada böyle kıymalı yaparlar, tophane yaparlar, buralarda yoktur, öyle usuller. Herkes getirir kıymasını falan yapar, sabahtan onu yerler.

Şey, Hatice hanım demiş Hacı Hakkı Efendi’ye ki; “ Hakkı Efendi demiş, şu çocuğa bir şey de.” Tek oğulları Muhsin. “ Bir şey et de biraz yola gelsin. Çok mahalleli şikayetçi. Seni sevdiklerinden, bir şey diyemiyor.” demiş. Hanımını da çok severdi.” Peki Zehra demiş. Bu sabah namazı ben camiye giderken demiş ona abdest aldır, kapıda beklesin benî.” demiş.

Şimdi evinden çıktı mı bir taşlık var, taşlığın dışında da büyük kapı var, sokağa çıkılıyor. Muhsin’i anası hazırlamış şeyden evvel, ” kapıda sağ tarafta dışarıda bekle.”demiş. Babası kalkmış, abdest almış, sabah namazı okunuyor, Orta Hisar camiine gidecek. Hacı Hakkı Efendi dışarı çıkmış. Oğlu beklemiş, beklemiş babasını, pırt demiş gitmiş. Hacı Şakir’in orada tophane yiyor. Böyle kabarır şey, içini deler, yağ korlar içine öyle yerler.

Birden Hacı Hakkı Efendi böyle etmiş dönmüş teveccüh edecek. O sırada mahallenin köpeği karabaş geçiyor. Biz severdik karabaşı. Karabaşa tesadüf ediyor teveccühü. Köpek hav, hav, der kaçıyor köpek. Ben bu köpeği bilirim. Köpek ondan sonra, erkek köpekti, ne bir yere işer, ne bir şey eder, “ karabaş “ dedin mi şöyle bakardı. Haftada bir çifte hamamına gider, Osman amca vardı. Alır hamama yıkar onu, kurular, çıkar giderdi böyle. Köpeğe isabet ediyor.

Bayezid- i Bastamî, “ El Nuhas “ kitabında der ki:   “ benim evimin önünden geçen köpek veli olur.” der. Böyle çok şeyler gördüm ben.

Ondan sonra;   Bizim memlekette bir Haçkalı Hoca vardı. Onun kerameti müptezel olmuştur. Biz mektebe giderdik. Kavakmeydan denirdi, orada okurduk.   Buradan o kıldığımız vaaz ettiğimiz camiden daha uzak. Zağanos köprüsü vardı oradan geçerdik, bakardık ki Haçkalı Hoca böyle biraz topaldı, gelirken iner hemen kimisi bisikletliydi elini öperdik.  “ Hadi uşaklar, hadi uşaklar.” derdi.   Biraz gittikten sonra bakardık ki, Reşadiye caddesi vardı, oradan tekrar çıkardı önümüze. Gene elini öperdik.

Balık mevsiminde, Ağutos’ta   4 Km. uzağa gider kayıklar, binlerce kayık, balık tutacaklar, ağlarını atarlar. Bir de Hoca pıtır, pıtır, pıtır doğru liman reisine; “ Hurşit efendi, Hurşit efendi, söyle uşaklara geri gelsin, söyle uşaklara geri gelsin.” Hemen bir motor, gider. “Haçkalı Hoca söyledi, dönün geri,dönün geri.”     Hepsi dönerler, toplarlar ağlarını, yalıya gelir, kayığını çıkarırlar, yıldız karayeli başlar. Dağlar gibi dalgalar gelir.

Şimdi; bu Haçkalı Hoca, Hacı Hakkı Efendinin müridiydi.   Trabzon’da Zağanos vardır, en iyi suyu oradadır. Hatta Atatürk’e oradan su giderdi. O kadar iyi de suyu vardı. Oraya gitmişler Hacı Hakkı Efendi, biz yoktuk o zaman dünyada. Haçkalı Hoca 17, 18 yaşındaymış o zaman. Anlatırlar bunu. Yemek yiyorlar, eğleniyorlar falan. Trabzon’da şöyle kurşunî bir yılan vardır, Angona derler. Angona. Oralarda çoktur. Kimisi korkar. Hacı Hakkı Efendi’ye şey, Haçkalı Hoca demiş ki; “ Efendi demiş, ha bu yılanlara bir şey söyle demiş, hep korkayrı kadınlar da.” demiş. “Getir bana bir tane.” demiş Hacı Hakkı Efendi. Yılanı tutmuş, şöyle şey etmiş. Şimdi ben de bilirim bunu. Şimdi Trabzon’da angona yılanları evlerde bile vardır.   Tutarlar çocuklar burasına korlar, oynarlar, ne ısırır ne bir şey eder. Hacı Hakkı Efendi Hazretlerinden beri.

  Harb-i umumi başladı, bilmem ne oldu, şu oldu, bu oldu, Hacı Hakkı Efendi irtihal etti. Boztepe’de, yol yoktu, orada bir camisi vardı, oraya defnettiler onu. Haçkalı Hoca, git gel.   1935’ de kışın en fırtınalı bir zamanı, müthiş şey var, sekiz on gün sürdü, Lodos. Haseki Hastanesinden çıktım geliyorum, bir de baktım ki, üstünden aşağı Haçkalı Hoca geliyor. Hemen gittim elini öptüm. “ Hocam ne arıyorsun burada? ” dedim. “ Bizim dedi, Zehra dedi, kızım dedi, romatizması var onun da dedi, şeye götüreceğum Onu dedi, Bursa kaplıcalarına. “ Hocam nerede oturuyorsun? “ ..” Sirkeci’de bir otelde.”

Tramvaya bindik, gittik. Baktım ki, onun bir kafesi vardı, içinde horoz var. Horoz, kedisi, biberler, çok acı yerler, biberler, şunlar, bunlar. Zehra, Zehra.   Amca dedim, gemi vapur yok Trabzon’dan bu kışta bu fırtınada vapur gelmiyor dedim. Nasıl geldin, Zehra abla nasıl geldi? ” Bilmiyorum dedi, oğlum dedi nasıl geldim? “ .Hoca dedim, nasıl geldin?   ” Ulan dedi, bırak dedi, geldik işte.”     Tavukla mavukla geldi nasıl gitti, nasıl geldi?

Şimdiii, rahmetli ağabeyim Kars’ta defterdardı.1933. Annem Trabzon’da dayımla beraber.Ben Avrupa’daydım, yeni gelmiştim. Sılaya gittim, ondan sonra tekrar İstanbul’a geldim. Bana annem, dayım, ağabeyim rahmetlinin anlattığını ben anlatıyorum size. Şimdi sağdır dayım, hacı’dır kendisi.   İstanbul Maliye tetkik- i itiraz komisyonu baş raportörüydü. Yetmişi aştı. O, Sinop’ta mektupçu, şey Defterdar. Ağabeyim Kars’tan Trabzon’a gelmiş, yedi senedir dayımı görmemiş.   Haçkalı Hoca da bizim evin önünden böyle bir çıkarken yukarı o Hacı Şakir’in dediğim hani fırınların oraya, sol tarafta bir kalenin içinde Tezveren Baba vardır. Eskiden kalma. Haçkalı Hoca oradan geçerken; “ merhaba Tezveren,” derdi konuşurdu onunla. İşte böyle işte. Nasıl konuşurdu bilmem.

Oradan aşağı geliyor, ağabeyim de yeni gelmiş, Hoca’yı gördü mü, elini öpmüş. “ Ne haber Kâzım nereden geldin? “ demiş. Demiş ki; “ Hoca demiş, Kars’tayım ben, yeni geldim.” ..” Fazıl nerededir? “ demiş. “ Fazıl demiş, Sinop’ta. Ben yedi senedir görmedim onu demiş. İki gün de kalacağım, zaten bir hafta izin aldım, göremeyeceğum onu.” demiş. ” ..” Sinop neresidir? ” demiş. “ İşte Sinop,..” demiş. “ Bugün nedir?” demiş. “ Bugün Cumartesi.”   ..” Sen ne gün gideceksin? “. .” Pazartesi günü gideceğum.” demiş Kâzım ağabeyim. “ Dur bakalım.” demiş. Bunu bırak burada şimdi. Sabahtan oluyor bu.

Şimdi geçelim, Sinop’a gidelim. Fazıl dayım diyor ki; ” sabah namazından sonra ben, adetimdir çıkarım. Yaz mevsimi. O orada Sinop’u ben vapurdan gördüm, çıkmadım dışarı. Eski mahpushane varmış orada. onun arkasında doğru böyle dağa giderken çamlıklar falanlar, filanlar. “O tarafa doğru geziyorum, diyor. Bir de baktım ki, Hoca üstünden aşağı geliyor, şey Haçkalı Hoca. Oooo Hocam ne. “..” Napaysın burada Fazıl? “ demiş. “ İşte demiş, namazdan sonra dolaşıyorum,” demiş. Saat öğleye yakın. “ Ula demiş Kâzım geldi demiş Trabzon’a “ demiş. “ Bilmiyorum.” demiş. “ Bir haftalığına geldi demiş, gördüm onu demiş. Seni de yedi senedir evvelce, götüreceğim seni.” demiş. “ Hoca demiş … ………………………………………………….gideceğim.” demiş.

Oturmuşlar oraya. “Otur yere, “ demiş. Oturmuş. Onun bir yamalı hırkası vardı. “ Ula demiş eşşek sus bakayım demiş, sesini çıkarma.” …..” Bir daha kafama vurdu, açtık ki biz Gâvurmeydan’dayız, “ dedi. Trabzon’da. Getirdiler eve, ağabeyimle şey ettiler. Rahmetli annemle bilmem neler falan, bir iki saat konuştular. “ Hoca Efendi, dedi izinsiz geldik.”..” Ula giderük.” demiş. Gene tak, hadi oraya.

İster buna rüya de, ister ne dersen de, bu hadise olmuştur. Daha nelere, nelere, nelere şahit olduk. Öyle şeylere şahit oldu insan ki, söylediği zaman insanın karşısındakine deli demek lâzımdır…

 İstanbul’da, Bayezid’de Tıbbiye mektebi var biliyorsunuz. Onunla Üniversite’nin arasında bir yol vardır. Oradan gitti mi ilk sokak Kaptan sokaktır. O Kaptan sokağı vurur vurmaz, arsanın üstündeki iki katlı küçük bir bina vardır, beton. O, avukat Saffet Bey’indir. Saffet Bey 1947’de, 47’de 80’i mütecavizdi. Ben bir vesile kendisiyle şu vesileyle tanıştım. Rahmetli Elmalılı Hamdi Efendi beni çok severdi o, hastalandı. Ben ona, alıp küçücük elmalar götürürdüm., hastalığı zamanında. “ Gel “ derdi. En son zi-yaretimde elma götürdüm, Saffet Bey de oradaydı. Elmalı Hamdi dedi ki; “ bu Saffet Bey’le, git konuş.” dedi. Saffet Bey’den ben bunu işitmiştim.

Harb- i Umumi’de Saffet Bey, Filistin cephesinde esir düşmüş. Bir yolunu bulmuş kaçmış, nihayet kendisini Mekke’ye atmış. Yedek subay kendisi. Mekke’de iki sene kaldı.   Diyor ki; “ elbiselerim artık kalmadı, bir şey kalmadı.” Eski insan olduğu için, az çok eski Osmanlı lehçesinde, Liselerde biz Sultanî’lerde Arapça, Farsça okurduk bilirsiniz. Biraz tekellüm ediyor, falan ediyor. Perişan kalmış. Nihayet orada bir eskici adam var. Eskiciyle dertleşirken demiş ki; “ ben buralarda kaldım, çocuklarım orada, ne yapacağım, ne edeceğim?” ..” Sen demiş, efendi “ demiş. Hacc’a gelen yok, harb. “ Buraya demiş, Çerkes’den demiş, Çerkes bir zat gelir demiş, siyah sakallı. Her Cuma buradadır demiş. Cuma namazından sonra ona yapış “ demiş. Tarif etmiş.

 Kabe’den çıkarken gitmiş elini öpmüş. “ Efendi Hazretleri demiş, ben demiş Türk’üm, esirim, işte kaçtık geldik buraya. Yedek subayım. İki senedir burada perişanım, İstanbul’luyum aslında. Ben demiş, bir imkânını bul da demiş, şeye gönderiver.”..” Oğlum demiş, ben o kadar zengin bir adam değilim, yollar kapalı, ne yapayım demiş, elimden bir şey gelmez.” Edeben dönmüş geri tabii.

“ Ne söyledi? “ demiş. “ İşte böyle.” .” Sen yapış eteğine.” demiş. Bu bir, iki, üç Cuma yapışmış buna. Artık başka türlü yapışıyor. Nihayet bir gün çok ısrar etmiş. “ Gel oğlum.” demiş.   Kâbe’ye gideniniz var içinizde, biliyorsunuz Cebel- i Kubeys vardır, evler oradadır. Onun arkasından şöyle bir dereye iner, ondan yukarı da Hırra Dağı’na doğru çıkar. Oraya iniyor, gelmiş oturmuş. “ Oğlum demiş, şimdi ben seni göndereceğim demiş. Yalnız demiş, Süleymaniye camiine gideceksin, Süleymaniye camiinde Hasan ismin-de bir demiş, yaşlı, kısa boylu, kır sakallı bir kayyum vardır demiş, ona benden selâm söyleyeceksin. Benim için dua etsin.” demiş.

Bunu söylerken Saffet Bey ağlıyordu. Benim de diken diken oluyordu …………   .

“ Kapa gözünü yavrum “ demiş. “ Kafama diyor şöyle bir tane vurdu diyor, Ya Deyyan diye bağırdı diyor. Bir uğultu hissettim diyor. Bir tokat daha yedim. Açtım ki bütün o saçım sakalım büyümüş, yırtık elbiseler içinde Bayezid’deyim demiş.  Şaşırdım diyor.   Aralığa vurdum doğru eve. Eskiden tahtaymış, sonradan yaptırmış Saffet Bey. “Kapıyı çaldım, diyor. Karım koştu. Ben dedim Saffet’im. Bir çığlık oğlum, kızım falan. Hemen dedi, berber getirdiler, tıraş ettirdiler, bilmem ne. “ Nasıl geldin? “..” Hiç sormayın dedim,” diyor.

Elmalılı’nın tefsiri varsa, Elmalılı’nın tefsirinde; bu hususa temas eder, isim zikretmeden Elmalı bunu, orada bir yerde şey eder. Hangi cildinde olduğunu bilmiyorum. Çok ağırdır Elmalı’nın tefsiri. Elmalı bilirsiniz Sarf’çıydı, Nahavî’dir kendisi. Hep Sarf’la şey eder.

Ya, Hamdi Yazır?

Elmalılı Hamdi Efendi canım. Büyük tefsiri var.

Yani Hamdi Yazır.

Evet.   Şimdi, Nahavî dedik de, bir gün birisi Kâbe’de dua ediyor bir meczubun birisi. “ Ya Zül Celali vel ikram. Ya Zül Celali vel ikram. Ya Zül Celali vel ikram.” Nahavî’nin birisi Sarfçı; “ ağam yanlış söylüyorsun. Ya Zel Celali vel ikram.”

 Girdim içeri, kapı gıcııııııır dedi böyle, tahta bir kapı. Postun üzerinde oturuyor, ter böyle arkasında. Yavaş yavaş parmaklarımın ucuna yanaştım yanına. Aha, Allah’a kasem ederim ki, abdestliyim, bir mıntıkaya geldim ben. Bir şey olmağa başladı. Derhal onun manyetik sahasına girdim. Manyetik sahasına girdim. Oda değişti beyim, karşıda duvar yok oldu. Ben bir şeyler seyretmeğe başladım. Kelimeyle ifade edilecek yahut ressamın çizeceği şeyler değil.   Ben bir saat seyrettim onu. Birden hocam şöyle başını sert geri çevirdi. “Ulan hırsız dedi, ne seyrediyorsun.” dedi. Çöküverdim yere.

Dedi ki, ” dağa yalnız Musa çıkar. dedi. Ötekiler dağın eteğinde dururlar dedi. Oğlum “ dedi,(Ömer İnan Efendi Hocası) en son sözü bu olmuştur orada…

Ki ben bunu yazdım gayet de güzel hattat yazı yazarım, gayet güzel. Biz eskiden resm-i hatti vardı bilirsiniz. Yazdım, evimde kendi odamın, ibadet ettiğim odada duvarda durur.

            “ İnsan, Allah’ı bulamayacağını hissettiği acz içinde kaldığı dakikada Allah’ını bulmuştur. dedi.

M.Derman (k.s)

Denizli vaazından.

4 thoughts on “

  1. EFENDİM MÜNİR DERMAN HZ NİN GÜNLÜK TAVSİYE ETTİĞİ ZİKİRLERİ ALLAH RIZA İÇİN SEVAB İÇİN PAYLAŞABİLİR MİYİM İZİN VERİRSENİZ ?

    1. Allah celle celahu..Tabii ki paylaşalırız.Toparlayıp koyalım .

      1. ALLAH RAZI OLSUN EFENDİM TEŞEKKÜRLER O KADAR GÜZEL BİLGİLER VERİYORSUNUZ Kİ MÜNİR DERMAN HZ SİZİN GİBİ CÖMERT VE PAYLAŞIMCI EVLATLARI OLMASI ÇOK GÜZEL SİZLERİN VE MÜNİR DERMAN HZ ÜZERİNDE HAKKIM GİTTİKÇE ARTIYOR HAKKINIZI HELAL EDİN.

Bir Cevap Yazın