Muhterem Cemaat…

İmam Efendi bir mihrabiye okudu. Mihrabiye biliyorsunuz imamlar namazdan sonra hıfzındaki, aklına ne gelirse Kur’ân-ı Kerimden bir sûre bir âyet okurlar. Bu âyet ister İmam Efendi evvelden hazırlansın, isterse hazırlanmasın Hakk tarafından hangisi dürtülürse onu okur. Başkası lakırdıdır. Şimdi de okuduğu Âyet-i kerimeyi, tabii mânâsını bilmiyorsunuz ne olduğunu… Mânâsı; bütün kâinat kürelerin ağırlığından daha ağır bir Âyet-i kerime! Allah’ın Kur’ânına sarılanlar ve Allah’a, Peygamberine hakiki inananlar, inanlar ve sarılanlara şöyle dudağını büküp bu nedir gibi diyenler, hepsi cehenneme lâyık insanlardır buyuruyor Cenâb-ı Allah.

Onun için İslamda şaka, alay bilmem latife yoktur. Hele câmide!.. Yine saflarda imama uyulduğu zaman, imam, “Semi Allahulimen hamideh” diyor. Ayağı mezara yanaşmış bir arkadaşımız, mü’min arkadaşımız yavaş yavaş böyle eğiliyor. İşte bu da latifedir Allah’la. Bu da bu Âyet-i kerimeye gider. Namaz kılıyorum sanıp da kurtulacağım diye zannetme, gümm! diye Allah cehenneme gönderir insanı. Maazallah!. Cenâb-ı Allah’la şaka olmaz! Onun için Aziz cemaat, bak ne kadar cemaat kaldık şurada… Secdelerinizin kıymetini bilin!. İmamdan evvel, sana söylüyorum Hacı Efendi, imamdan evvel gidiyorsun secdeye!. Namazın berhava olur gider, berhava olur gider. Maazallahu Teâlâ Bir daha yapmayın!.

Tövbe et, Allah’ın huzuru bura!. Reis-i cumhurun, kumandanın bilmem neyin değildir. Hiç şakası yoktur efendim!. Hz. Ali Keremullahiveche ezan okunduğu zaman mübârek kırmızı yüzü bembayaz olurmuş: “Yâ Ali ne oluyorsun?” “Huzura çıkıyoruz!” dermiş, “acaba bir yanlışlık mı yaparız.” Allah’ın huzuru bu!. Ne kadar Allah müsaade etmiştir ki; bir Allahuekber!’le huzuruna giriyorsun. Vurursun bir yerin kapısını tak tak tak! “Gir” gelir mi gelmez mi beklersin. “Allahuekber!” dedin mi giriyorsun. Edeble girelim efendim, edeple, edeple… Onun için cemaat hiç belli olmaz. Cemaatın içinde Allah’ın sevgili kulları vardır. Kim bilir şuradaki mavi başlı, mavi takkeli adam “Allahuekber!” dediği zaman Kâbe’yi görmemiş kim iddia edebilir? Herkes kendi kabuğuna şey edilmiştir.

Bir gün Yeni Câmii’de, size eskiden de anlatmıştım, namaz kılıyordum. Yanımda bir iki kişi var. Dolu cemaat çıkıyoruz. Benim sağ tarafımda bir halıcı var. Halı, halıcıymış. Dördüncü Vakfın altındaki halıcılardan birisi. Döndü oradan bir adam onun kulağına bir şey söyledi. Çıktı gitti. Bu adam kapıdan çıkarken benim dayım da ordaymış, dayımı da tanıyor. Fazıl Bey dedim böyle böyle oldu. Herifin peşine üçümüz birden gittik bulamadık herifi. Mısır çarşısına girdi kayboldu!. Ne dedi dedik o Kayseri’li Rahmi Bey, halıcı… Dedi: “Efendim, ben dedi buradayım üç senedir, “bu Yeni Câmi’ye Hızır gelir, Velîyullah gelir” diye söylediler. Ben de bütün namazları burada kılarım gündüzleri, dedi.

Bu gün Câmiye girdim gine aklımdan geçti. Kalabalık câmii. Acaba Allah’ın burda Velîyullah’ı var mı yok mu, diye hatırımdan geçti demiş. Çıkarken bu adam deeeee ondan ötede, ayağını giyerken: “Oğlum demiş, Allah’a yemin ederim ki senin safında beş tane Allah’ın Velîsi vardı!” demiş. Onun için onlar telsiz, melsiz gelir. Velî’nin bulunduğu yer… Ama burda var mı? Allahuâlem ya var ya yok. Belki hiç yok!. Ama mâdem ki secdeye başını koyuyor, Velîlik ona vâcibdir. Onların bulunduğu yerde edebsizliktir bu!. Bu edebsizlik dediğim, akıllı akılsız, kuvvetli kuvvetsiz kelimesinin sonuna eklenen “siz” değil bu. Bu edeb başka EDEB dir. Nizamdan çıkmak demektir. İyi bir şey değildir bu.

Onun için Secde-yi Rahmâna başını koyanlar, Kur’ânın sînesine ihlas ile kulağını korsan, oradan sana ne sesler geliiiiir ne sesler gelir bilsen!. Yüzünü aşk ile Nur-u Basîreti sürersen neler görmezsin. Bunlar hep burada sürülür burada işitilir. Ama akıl buna isyan eder: “Efendim nasıl olur?.” Gönlün gözü daima açıktır unutma. Aklın burada işi yoktur. El Emîn diye hitap ettikleri Rasûll-i Ekrem’e kavmi birden bire en amansız düşman kesildi biliyorsunuz. “El Emîn” derdiler hepsi… Vaktaki Vahdaniyet-i İlahîyeyi ilan etti, hepsi düşman kesildi. Resûl-i Ekrem gönül pencerelerini açtı ve onlara hakikat söyledi. Aklı isyan etti. Bütün kavmin aklı isyan etti. Onun için Ebu Cehil aklın isyanının temsilcisidir: “Nasıl olur?” dedi.

Akılla bu iş anlaşılmaz!. Ama aklı kullanmayacak mıyız… Yoooo akıl olacak. Aklı bir hududa kadar edeble götüreceksin. Ondan sonra: Olur mu olmaz mı?. “Efendim felan adam, Beyazidi Bestamî su üstünde yürürmüş. Yürünür mü yürünmez mi?” Yürünsün yürünmesin onu münakaşa etme!. İnsanda demek ne kadar büyük kuvvet var ki onu kullandığı zaman Sünnetullahın dışında bir hadise yapıyor. Suyun üstünde bile yürüyebilir demektir. Kıymet oradadır. Güzellik oradadır. “Olur mu olmaz mı?” diye düşünme. Aklınla her şeye tepme. Bu gönüllen anlaşılır, gönül penceresinden. Onun için gönülden söyleyen, daima hakikatı söyler!. Nuh (a.s.) zamanında biliyorsunuz… Su yağdı aşağı, su yağdı yağdı yağdı hepsi gitti.

Gemi de suyun üstüne çıktı. Gemi çıktı. Ulan o gemi, hakikat hakikat!. Allah’a tapan, Rasûlllerini bilen insanlar su üstünde bile kalırlar. Gemiyi arıyorlar hâlâ bir sürü serseri. “Geminin direği var mıydı yok muydu?” Böyle serseriler de vardır ha sorar!. Var gemi, var ama, gemi onu temsil eder. Suyun üstüne çıktı. Allah’la beraber hakikat bir oldu. Onun için Allah’la bir olan oğlum suyun üstünde de yürür havada da gider!. Bu Âyeti, Nuh’un bu tufanını Cenâb-ı Allah,Kur’ân-ı Kerim’de Hazreti Sallallahu aleyhi vessellem’e anlatırken diyor ki Âyet-i kerime: “Ve kiyle ya ard eblaiy maek.” Ebla, belâa yutmak demek Arapçada. Belun bu yemek borusu…

Ve kiyle ya ard eblaiy maek.”   “Suyunu yut!” diyor Allah emir veriyor. Arz üzerindeki suyu yut!” diyor. Su yutuluyor!.. “Ve ya semâü akleiiy ve ğidal ma.” Aklea tutmak demek, galea etmek, boşaltmak demek. “Yâ semâ sen de suyunu tut!” emri çıktığı zaman, su, an-ı vahidde kayboluyor. Bu Âyet-i kerime; “ya ard eblaiy maek…” Âyeti Kerimesi indiği zaman, Emrul Kays’ın Muallakat-ı Seb’a (Yedi Askı) Şiiri… Emrul Kays’ın kız kardeşi sağ o zaman. Bu insan lakırdısı değil! diye gidip indiriyorlar aşağıya Emrul Kays’ın kasidelerini. “Ya ard eblaiy maek…” Bu kelime bunu Arap bilir ne olduğunu bunun!. Bu, bu insanın kafasını yerinden oynatır, Türkçeye çevirdin mi: “Ey Arz suyunu tut. Ey Semâ sen de bilmem ne yap aahaa!.” Bu gün Kur’ânın icâzına lâyıkıyla dalacak adam yoksa, ne yapalım susalım mı?

Söyleyeceğiz bunu!. Bunları anlamak için hani, kurşun tüfekten çıkar. Harbde olan varsa bir kurşunun ciğeri delip geçmesi ve hemen çıkıp gitmesi gibi sürer bu hâl insanda. Bir an-ı vahidde anlar bunu!. Öyle düşünmeyle olmaz!. Ciğerine nasıl kurşun bir an-ı vahidde delip geçer, bu işler de insanın aklına gelir gider böyle. Bir gün perdeler açılır, kapabilirsen anlayabilirsen alırsın. “Efendim bir şey çarptı bana!.” Aklınla ayar edersen aklın onu, çakıntıyı ne hissedeceğine göre sen gürültüye gidersin!. Gönlün penceresi açık olursa miknatıs gibi “Rap!” diye çeker onu. İnsanlara Velîyullahlık gelir gider, gelir gider. Secdeye başını koyanlara hepisine gelir gider. Kerâmet gösterir kendisi.

Haberi yoktur eşekliğinden!. Ne zannettin ya!.. Bak alınlarınızda ben neler görüyorum sizin, ama farkında değilsiniz! Aklını getirmişsin gönlünün üzerine perde yapmışsın!. At aklını başka yerde dünya işleriyle gönder. Gönlünü aç!. Ruhanîyet-i Rasûllullah dolsun içine, buraları hep dolu onlarla. Secdeye onunla gir!. “Aman şöyle miydi aman böyle miydi?” deme. Biz birbirimize giriyoruz: “Efendim felan şeyde secde-i sehv lâzım mı yok mu?.” Ulan bunları bırak!. Gönül pencereni aç, gönül pencereni aç!. Her perde arkasında gizli, her perdenin önünde âşikârdır. İşte o kadar; kısanın kısası bir zaman bu!. Siz buna ister rüyâ deyin, ister hayal deyin ne derseniz deyin!.

Benim diyeceğim şudur: “Buna zaman içinde zaman, mekan içinde mekan!” derler. Her Müslümanda tecellî eder bu amma, farkında olmaz, akılla ayar etmeye başlar. Aklını bırakıp gönlünle şey edersen, ateşe bile gitsen duymazsın onu. Gönlünü bırakmak demek, şekki şüpheyi hepsini atmak demektir. İhlas… bu, böyledir!. Başkasına da anlatmağa kalkma, içinde kalsın, içinde kalsın!. Bu gün böyle hadiseler olur mu? dersiniz. Su üstünde yürülür mü?. Hamam sıcağa girilir mi?. Herif duvarın arkasından… Geçende radyoda söyledi, Amerika’da bir fotoğraf makinası çektiler bir metre duvarın arkasındakinin resmini çekiyor, ses dalgalarıyla. Âlet yaptılar, insan yaptı onu.

Ne zannettin ya Allah’ın öyle kulları vardır on sekiz metre duvarın arkasını çeker. Efendim nasıl olur, böyle hadiseler var mıdır bu gün? Vardıır, amma göremezsiniz bu akıllan. Bu gün görünürse bunlar bütün insanlar çıldırır, tahammül edemez, çıldırır!.. Onun için bu böyle hadiseler geceleyin görülür, GECEleyin!. Itlınbni abdi fizilamin leyl, Ene Dayyan. Itlınbni teceddini… “İste kulum” Diyor “gece karanlığında beni bulabilirsin” Diyor Cenâb-ı Allah. İstediğini o anda veririm Diyor. Bu Hadis-i Kudsî.

Onun için bu böyle hadiseler geceleyin görülür, GECEleyin!

M.Derman(k.s)

Vaaz dan.

Bir Cevap Yazın