Resul’den bahsetmek icap ederse

Resul’den bahsetmek icap ederse, Resulullah Efendimiz, Resulu Ekrem Efendimiz,Peygamber Efendimiz, Hazret- i Mustafa, Hazret- i Ahmed. “ mim “ harfini aman kurcalama. “ Ama efendim ben kurcalayacağım.” Berbat olursun, kim ne derse desin. Abdestli iken al mübarek ismini. Pazarda mazarda, icap etti mi, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Resulu Ekrem Efendimiz. Her yerde, öyle bazı cızılıt herifler var. Hazret de koymadan, çöl çocuğu diye hitap ediyorlar. Onlar böyle hamur yapıyorlar kendi kendilerini. Bilmiyorlar. Perişan insanlar. İçini temizle, o ismi örseleme.

Ayetler  indiği  zaman,   ayetlerin  heybetlerinden  Peygamberler  tiril  tiril  titrerlerdi. Cenab- ı Sallallahu  Aleyhi ve Sellem  Efendimiz’e  ilk  ayetler    “ Ikra  bi  ismi  rabbikellezi   halak “   ayeti  indiği  zaman başlamış  titremeğe.  Gelmiş  Hz.  Hatice’ye ;  “  Yesteruni,”  demiş.   “ Örtün  beni “   demiş. Öyle.. .Üşümüyor, üşümüyor   oğlum  üşümüyor.  Hararet   60  derece  orada,  gölgede.  “ Efendim,  sara  nöbeti  mi  geçiriyor? ” Evet  sara  nöbeti  geçiriyor. Sen  bu  lakırdınla, kendin  sara  nöbeti  geçiriyorsun.  Efendim, İlahi  ihtizaz  başlıyor,  İlahi   ihtizaza  edebinden,  görünmesin  diye  Settar   ile  örtüyor  onu.  Hani  o  İlahi  ihtizazı   göstermemek  için,  Allah’a  hürmeten;  “  örtün  beni “  diyor. Üşüdüğünden  değil.                          

   İnanmak  başka  bir  şey aziz  cemaat; her  babayiğitin kârı  değildir. Cenab- ı Sallallahu  Aleyhi  ve  Sellem  Efendimiz’in  mubarek  bir  menkıbeyi  anlatayım  ben  size de  inanmanın  ne  kadar  mühim ol-duğunu  anlayın  aziz  cemaat. Sallallahu  Aleyhi  ve  Sellem  Efendimiz  biliyorsunuz  Muhterem  Validelerinin vücutlarında  iken  Peder- i  Muhteremleri  Hz. Abdullah  vefat  etmişlerdi. Yetim  doğdular.  6  yaşında da mubarek  Valideleri  Hz.  Amine’yi  kaybettiler. Amcaları, Abdulmuttalib   kendileriyle  dedeleri,  meşguldu. Dedesi,babasının  babası.

            Hz.  Amine  hastalanıyor. Hz. Amine’yi,  Abdulmuttalib  Medine’ye  gönderiyor, Medine’nin  havası  gayet  iyidir, oraya  gönderiyor. Yanında  Ümmü  Eymen.  Ümmü  Eymen, Hz.  Abdullah’ın  halayıkıymış.  …..bir  Habeş’li  kadın. Dadısı. Hz. Resul ü  Ekrem  6  yaşında, Hz.  Amine  ve  diğer  uşakları. Medine’ye  gidiyorlar. Medine’ye  girerken Ebvamevkii  vardır  orda. Ebva ; ilk mescid yapılan yer. Deveden iniyorlar.Hz. Amine, Hz. Resul ü Ekrem,  Ümmü  Eymen. Geliyorlar  bir  kabir  başına.

            “ Oğlum  diyor,  aha  baban  burda  yatıyor  diyor  senin.” Hz. Amine.  Resulullah  Sallallahu  Aleyhi  ve  Sellem  Efendimiz, yetimliğin  acısını  o  anda  hissediyor.Gözleri  doluyor  böyle. Koşup  anasına  sarılıveriyor. Medine’de 3  ay  kalıyorlar. Hz.  Amine’nin  hastalığı  iyiye  gitmiyor. Diyor  ki; “ beni  götürün  diyor  şeye, Mekke’ye  götürün.”  diyor. Sal  yapıyorlar, iki  deveye.

            Tam bu  mevkiye, bir  Km.  mesafeye  geldikleri  zaman, Hz.  Amine  kendisini  çok  fena  his-sediyor. “ İndirin  beni  yere “  diyor.  İndiriyorlar. Hz. Sallallahu  Aleyhi  ve  Sellem  6  yaşında. Annesinin   başucunda  böyle,  kuma  diz  çökmüş. Annesi  birden  kaybediyor  kendini. Resulullah, eh  3  ay  evvel  babasının mezarını  gösterdiler.  …… bir  de  anası  var. Annesinin  eline  yapışıyor. Bayıldı. Korkuyor tabii, 6  yaşında. Mubarek  gözlerinden  yaşlar   gelmeye  başlıyor. Resulullah  Sallallahu  Aleyhi  ve  Sellem’in bir  yaş  damlası  elinde  tuttuğu  kıymetli  anasının  eline  düşüyor. Hz. Amine  gözünü  açıyor  böyle.  Bakıyor  Resulullah’a. …………………… Biraz  tebessüm  ediyor.

 “   Oğlum,  diyor    Her  kes  ölecek,  (  en  son  sözü  budur. )  Her  varlık  nihayet  bulup  bitecek.İşte  ben  de  ölüyorum.    Fakat   ismim,  dünya  durdukça   ebediyyen  bâkî   kalacak,  çünkü  çok   hayırlı  bir  evlât   dünyaya  getirdim. “ diyor. Son  sözü  budur  Hazret-i  şeyin,  Amine’nin  ve  ……………..ruhunu  teslim  ediyor. Resulullah  üzerine  kapanıyor. Ağlıyor  tabii.

   Hazret- i  Ümmü  Eymen, alıyor.  Defin  yapılıyor.    Deveye  biniyor,  Hazret- i  Ümmü  Eymen’le  Mek-ke’ye  geliyor.   Sallallahu  Aleyhi  ve  Sellem  Efendimiz  ağlaya  ağlaya  mubarek  gözleri  kapanıyo  Abdulmuttalib, dedeleri  şeye  düşüyor, “ ne  olacak  bunun  gözleri  “ diye. Çare  yok.  Bir  hafta, on  gün.     Taif’e  giderken,  şimdi  halâ  harabeleri  vardır,  orada  bir  manastır  var,  Ehl- i  Kitap’tan  birisi Dehyle   isminde. Rahip,  aynı  zamanda  doktor.  Ona  götürüyor, Hz. Resul’ü.  Altı  yaşlarında.  Rahip,  Ehl- i Kitap ne  olsa.  Mütetahhir   bir  insan. Bakar  bakmaz, başka  bir  insan olduğunu  anlıyor. “ Nedir? ”  diyor ya,  Abdulmuttalib’e.    “ Efendim, diyor  benim  torunumdur  bu,  gözleri  şundan  dolayı  kapandı.“    ” Ya  Muttalib  diyor,  bunu  bana  niye  getirdin?  Kendi,  onun  şifası  kendindedir ” diyor.    Resulullah  Sallallahu  Aleyhi  ve  Sellem’in  şu  benane  parmağını,  şu,  o  doktor  papaz  Resulullah’a  “ aç  ağzını  “  diyor.  Açıyor  Resulullah,“ em “  diyor. Emdiriyor,   Resulullah’ın  gözüne  vuruveriyor. Bir  saat  sonra  göz  tamam.  İyi  oluyor.

      “ Efendim  nasıl  iyi  olur?”  Olur  oğlum,  olur.  Oksit  desent  damlatıyorsun,  koller  gözüne  iki  günde iyi   oluyor, bu, bu Peygamber  tükrüğü  oğlum. Peygamber, Peygamber.   Ama  Peygamber’e  inanmazsan  o vakit   başka.  Git  de  Einstein’e  inan. 

    Bu işte  Hazret- i  Ümmü  Eymen, Resulullah’ı  büyütüyor. Peygamberlik  geliyor, Resulullah’a. Ümmü Eymen,  hala  sağ.  Hendek  harbinden  sonra;  Hendek,  hani  Medine’nin  etrafına  hendek  kazdırmıştılar. O Harpten  sonra Ümmü  Eymen, o  zaman  84  yaşındalar.  84  yaşında.  .

   Resulullah’ın  huzuruna  çıkıyor. “ Ya  Resulallah,  bana  müsaade  ederseniz  Mekke’ye  gideceğim  diyor.  Mekke  o  zaman  fethedilmemiş,  müşriklerde. “Kızım  var  diyor  orda,  onu  ziyaret  edeceğim.”

“ Peki  “  diyor.  Bir  deve  hazırlıyorlar, azık. Ümmü  Eymen  üzerine  biniyor. Ümmü  Eymen  gidedursun,Mekke’ye. Ümmü  Eymen’i  Resulullah’ın,  kendisini  çok severdi. Resulullah  Ümmü  Eymen’i.  “ Anamdan  sonra ikinci  anamdır.” derdi  kendilerine. Bu  mubarek  kadının. Çünkü  deve  gidiyor  onunla, bir  menkabesini  anlatayım. Deve,  yedi  günde  gider  oğlum. Acele  etme. Hele  şimdiki  gibi  jet’ le  gitmez. Medine’den  çıktık.Deve  gidiyor, Mekke’ye.  Yolda  yakalarız  onları  şimdi.

            Oturuyormuşlar, Resulullah  ve  Ezvac- üt  Tahirat.  Ümmü  Eymen  de   bir  köşede oturuyor. Resulullah  Efendimize  demiş ki ; “Ya Resulallah  bana  su  ver.”   demiş.  Su  istemiş. Hemen,  Resulullah’ın  Ezvac- üt Tahirat’ı   fırlamışlar  ki,  su  versin.  “  Yoooooo  demiş,  ben  Resulullah’tan  istiyorum. “   Sallallahu  Aleyhi ve  Sellem,  mütebessim  mubarek  yüzüyle  kalkmış,   o  zamanın   bardağı,  tası  ne   ise,   doldurmuş,  getirmiş,  “  buyur   ümmi  “  demiş.   Vermiş.  Hazret- i  Ümmü   Eymen,  almış,  sonuna  kadar   içmiş  ve  ayağa  kalkmış.  Ordakilerine  demiş  ki ;  “ Resulullah’tan  su  istemenin  edeb  harici   olduğunu  bir iş  olduğunu  idrak  eden  bir kadınım  ben  demiş.  Beni  edepsizlikle  ittiham  etmeyiniz. Demiş, niye  yaptım  bunu  demiş. Yarın  Huzur-ı  İlâhi’de  bana  bir  hitap  gelirse, “’ Ya  Rabbi, Senin  Resul’ünün   elinden  ben  su  içtim, Cennet  nimeti  içtim. “’  demiş.

            Onun  için  aziz  cemaat,  dünyada  Cennet  taamı, gözle  görülür, sudur  işte  ya.  Ve  Resulullah kalkmış,  Hazret- i  Ümmü  Eymen’e   sarılmış.  “ Anamdan  sonra  ikinci  anam  budur. “ demiş,  ağlamağa  başlamış. Ana  kıymeti,  Resulullah’ın  indinde  bu  kadındır.  Mekke’ye  yanaştı,  şimdi  yetişelim  ona. Mekke’ye  ikindi  vakti  yanaşmış, Mekke  muhafızları, kapıcılar, Ümmü  Eymen’i  indirmişler  şeyinden devesinden.Tanıyorlar,  Mekke  küçük  bir  yer. Devesini  elinden,  azığını  elinden,  başlamışlar  84  yaşındaki kadıncağızı  o  müşrikler  kamçılamağa. Kamçı, kamçı. Kızgın  demirler  falan, az  daha  kadın  ölecek. Demişler  “  öldürmeyelim  aman  demişler,  bırakın.  Defol  buradan  git “ demişler. Ümmü  Eymen,  bu  haliyle,   84  yaşında,  kum  içinde,  gece  başlamış  yürümeğe.   Medine  tarafına doğru.Yürü  babam yürü, yürü, yürü,  sabaha kadar  yürü.Kum. O  gün de yürümüş,  üçüncü  günü  istop etmiş ağam. Bir  öğle  zamanı  istop  etmiş.  Mekke’den   Medine’ye,  Cidde  tarikiyle  değil  de,  şimdiki  direk  asfalttan  giden  varsa, Mekke’den ayrıldıktan  67  Km. lik  bir  mesafeden sağa  doğru  dönen  büyük  bir  yol  vardırSağa  doğru,  işte  oralardadır   onun  da  ziyaretgâhı  vardır  orda.  Oraya  kadar  gelmiş. Şey, Ümmü  Eymen.Öğle  sıcağı, iki  gün,  üç  gündür  susuz. Dövülmüş,  84  yaşının  ızdırabı. Dudaklar  çatlamış. Habeşî kendisi.  Anlamış  ki,  gideceğini  artık.  “ Ya  Rabbi,  demiş, ben  artık  Sana  kavuşuyorum. Şu  dudaklarımı çatlatma  ne  olur,  demiş.  Bu,  Senin  Resul’ünün   elinden  su  içmişti  bu  dudaklar  demiş. Çatlatma  da  demiş, şu  son  nefesimde ; hem  Senin  İsm- i Celil’ini  anayım. Hem   Medine’deki  Resulullah  Sallallahu  Aleyhi  ve  Sellem’e  bir  Salavat- ı Şerife  getireyim.”  demiş.

Kumun  içinden,  ağam  iki  tane  el çıkıyor  böyle.  Kumun  içinden  iki  tane  el  çıkıyor. Elde bir   tas,  buz  gibi  su.  Ümmü  Eymen   bunu  alıp  bööööööyle  içiyor.  Tab- ı tuvanı  yerine  geliyor, yürümeğe  başlıyor,  nihayet  Medine’ye  gidiyor. 

Burada  duralım  efendim.  Şimdi,  içinizde ;  “  ulan, nasıl  kumdan  böyle  bir  el  nerden  çıktı  bu? “ 

Alâ  külli  şey’in  Kadîr.” .. “ Allah  her  şeye  muktedirdir.”  Ayetini  bilen ;  “ ulan  nerden  çıktı?”  demez. Ama bunu  şüpheli  bilenlere  “ nerden  çıktı?”  Ona  cevap.  O,  “ nerden  çıktı?”  diyene  cevap. Şüpheli  olana  ce- vap. Şüpheli,  içinizde  de  vardır. “ Ulan  nasıl  oluyormuş? “  Oluyoooor . Sen  bunu  hayal  kabul  eyle oğlum.Hani  susayan  adam  serap  görür  ya. Asfaltta  giderken, yazın  git  de  bak,  otomobille,  ilerde  su  varmış gibi  görünür. Su  varmış  gibi  görünür.  Çünkü  fizikî  bir  hadisedir  bu.

            Peki, Ümmü  Eymen  serap  gördü, iki  el  gördü,  susuzluğundan,  onu  içti  hayalî  olarak. Kabuuuuul, kabul,  15.000  defa  kabul  ediyorum, hayal  olduğunu  gördü.Hayal.  Asıl  bundan  sonra  oğlum  iş. Hayalî bir su  bile  olsa,  bundan  sonra  bir  rivayete  göre  8, bir  rivayete  göre  12  sene  yaşamıştır  Ümmü  Eymen, bu 12  sene  zarfında  ağzına  su  koymamıştır. 

Vücuttaki  su  metabolizması  kalkmıştır. Bir  insan  5  gün susuzluğa  tahammül  edebilir. Buyrun  efendim, hani  hayaldi.   İnanmanın  kıymeti  var  burdaaaaa.   İnanmanın  kıymeti  var.  Her  şeye  kaskatı  inanın.

            Kur’an- ı  Kerim,  gayb’a  “ yu’minune  bil  gayb .”   Gayb’a  inananların  kitabıdır. “   Efendim  böyleydi, efendim  şöyleydi “    Yok. “  Ya   halli   kaddel   beled,    bil   bali   bali   bali    bâl  ….. ..Bin  nevni  zelzeletni    fil   akli   zâli    zâli   zâl.”    …….Aklını  başına  topla.   Bu,  Kaside- i  Tantanariye’dir.   Aklını  başına  topla  her  geleni  bal  gibi  kabul et. Bunları  söyleyen  milyarlarca  kişi  kabul  etmiş  hepsi  mi  aptaldı  bunların? Resulullah’tan  bu  tarafa  milyonlarca  Müctehid,  milyonlarca  büyük  insanlar  gelmiş,  bunların  hepsi  mi  serseriydi?   Bir  sen  mi  akıllısın?   O halde dedenin  inandığına  inan  oğlum. Eğer  şüphe  edersen,   aklı  işe  karıştırırsan,  “ Aklın   zelzelesidir  şüphe. “  diyor. .”  fil   akli   zâli    zâli   zâl. ”  Onun  için  aklını  karıştırma. Bu  işlerde  akıl  yoooook.

            Akıl,  cesedî  ve  dünya  işlerinde hayr u şer  terazisi  olarak  verilmiştir  insana. Öte  tarafa  akıl ermez akılla  karıştırdın  mı,  kendinin  kendi  kendinin  yüzüne  tükürürsün. İnsan, “ eşref- i  mahlukattır.” Kâinat onun için  yaratıldı. Bütün  kâinat, yıldızlar, güneşler, milyonlarca  var. Güneşten  büyük  milyonlarca  var. Biz  güneşin  yanında  şu  caminin  içinde  bir   fındık  kesafeti  gibiyiz. 

Bu  güneşler,  bu  milyonlarca  nâ  mütenahî  şey.Bu  kehkeşan  burçları  ilk  şteraze  lavvalakle dedikleri. Dünya  yaratılışından  beri  Nikometres  burcuna  doğru  ziya  süratiyle  gidiyor.Halâ  varamadı. Akıl almaz.Düşüncenin  durduğu  yokluk  yok  mu  oğlum,  işte  Allah  oradadır  ha. Allah’ı  bulamadığını  aczini  hissettiğin   zaman  insan,  Allah’ını  bulur. Sana  senden yakın.                                       

           İşte  bütün  bu  yıldızlar  hepsi  münakaşaya  girmişler.  “ Ben  büyüğüm  senden, sen  büyüksün  benden.” diye. Çok  dikkat  edin. Müşteri  demiş ki, “ ben  güneşin  15  misliyim.” demiş. Güneş  demiş  ki, “ ben  dünyanın  bir  milyon  misliyim.”  O  öyle  demiş, bu  böyle  demiş,  şu  şöyle  demiş.   Bir  ay  hiç  sesini çıkarmamış.  Bu, ayet  bu  anlattığım. Ben  hikaye  şeklinde  anlatıyorum  size. Ayet- i  Kerime.  Bir  ay  sesini  çıkarmamış.  Ötekiler, “ sen  büyüksün,  ben  büyüktüm, “

            Fakat, Allah  öyle  bir  trafik  yapmış  kâinata  ki, göster bana  bir  havada  bir  trafik  kazası  olmuş.Milyonlarca  dönüyorlar.  Kepler  sistemi. Bundan  500  sene  evvel  bulmuş. Kepler’in  kitabını  okuyunuz. “ Diro- bolus  yonubus  orbiyum, selesyukum,” diye  Lâtince  kitabı  vardır. Okuyun  deli  olursunuz.  O  ona, sen  böylesin, ben  böyleyim. Şimdiki  dünyadaki  insanlar  da  aynı  vaziyette. Ay  sesini  çıkarmamış.  Ay  edepli  olduğu  için,  aya  şu  emir  gelmiş.

       “Ve  cumiaş  şemsu  vel  kamer.” = “  Güneş  aya  girdiği  zaman..”. ..Ve  cumiaş  şemsu  vel  kamer.”  Ay  küçücük,   koskocaman  cami  avucumun  içine  giriyor. Halbuki  bunu  mantıkî  şeyi   “  Ve  cumial  kamer  veş  şems.”  Kamer  güneşe  girecek.

            ” Ve  cumiaş  şemsu  vel  kamer.”     Ne  kadar  vırıltı  edersen  ediiiiiiin,  güneş; aydınlık, ve  dünyanın  maddî  tarafını  temsilidir.  Öyle  olmasaydı, gece  çalışırdık, gündüz  uyurduk  ağam. Gece, ay,  manevi  alemin  mümessilidir. Onun  için  maneviyat,  insanın  manevî  tarafı, maddiyatını  daima  yenecektir.

            “Ve  cumiaş  şemsu  vel  kamer.”  Güneş, ay’ın  içine  girecektir. Boğacaktır  onu.  Bu  bir gün  kıyametin  geleceğine  de  delalettir.

           Sesini  çıkarmamış. Bir  de  dünya  çıkarmamış  sesini. Nihayet  bunların  münakaşası  bitmiş. Dünyaya  demişler  ki;  “ sen, hadi  bu  kırtıbir  senin  uşağın, dönüyor  etrafında  demişler, ay.

            “ Vel  kamera  kaddernahu  menazile  hattâ  âde  kelurcûnil  kadîm. Leş şemsu  yenbegi  leha  en tudrikel  kamera   velleylu  sabikun  nehar.”    Ayeti.    Uydurma  değil  bunlar.

            “ Sen  niye  konuşmuyorsun  demişler.  Uşağın  da  dönüyor  etrafında.” . “ Uşağım  terbiyelidir  demiş. Bana  da  sormayın,  demiş. Ben  küçücük  bir  şeyim. Ama  siz, ben  büyüğüm, ben efdalım, ben efdalım, diye  birbirinizle  kavga  ediyorsunuz.”

            Aziz  cemaat;  sükût,  bir  nevi  “ düşünerek  konuş “ diye, sükût  edenin,  “ biçimsiz  konuşana “  ince  bir  ihtarıdır, değil mi? Gene  dünya  sükût  etmiş.“ Efendim  ben  afdalım, ben  büyüğüm, ben  şuyum, ben buyum.”  Dünya  gene  sükût  ediyor. Toplanmışlar  dünyanın  etrafına.    Leş şemsu  yenbegi  leha  en  tudrikel  kamera   velleylu  sabikun  nehar.”

            Sıkıştırmışlar  dünyayı. “Bizi  mi  patlatacaksın  be, konuşsana, “ demiş. “ Yani  işte, efdalsınız, efdalsınız, diyorsunuz,  siz  kendi  kendinize. Peki  konuşayım, demiş.  Ne  kadar  vırıltı  ederseniz  edin.   Bütün  kâinatta  milyonlarca, benden  milyarlarca  büyük  olsa  en  afdalı  benim  içinizde.” demiş.  “ Nasıl  olur? “  demiş. 

Kendisi  için  bütün  kâinatı yaratan  Allah’ın  sevgilisi  Mustafa’nın   cesedi  benim  üzerimde.“  demiş.    Bütün  Peygamberlerin  benim  üzerimdedir  demiş  cesedi.”

            Bunun  üzerine  hepsi  şaşırmışlar,  bütün  kâinat  Kepler  sistemine  göre  başlamışlar  dönmeğe, halâ  dönüyorlar  beyim. Bunu  hisseden  Mevlana  da:

                                    “ Zerraha  dîdem  dahan-ı   şan  cümle  bâz,”

                                    “ Geldi  guyem  hışyem  bayed etraz.”

“ Öyle  zerreler  görüyorum  ki,  cehennemî  süratle  dönüyorlar.”  demiş,  şaşırmış  kendini.

  Çi  tedbir  ey  müslümânân ki  men  hudrâ  ne  midânem

                   Ne  tersâ  ne Yahûdem  ne  kebrem  ne  Müslümânem

                   Ne  şarkiyyem  ne  garbiyyem  ne  berriyyem  ne  bahriyyem

                   Ne  ez  kânı  tabiiyyem  ne  ez  eflâkâ  gerdânem

                   Ne  ez  hâkem  ne  ez  âbem  ne  ez  ferşem  ne  ez  arşem

                   Ne  ez  badem  ne  ez  âteş

                   Ne  ervâhem  ne  essâdem  ne  lâhûtem  ne  tûbâyem

                   Ne  ez  günem  ne  ez  kânem  lâ  mekânem  mekân  bâşed

                   Ki  men  ez  canı  cânânem.                                                   

başlamış  fırıl  fırıl  sema’ya ..                                                                         

            Ayeti;  “ Yüsebbihu  lehu  mâ  fis  semavatı  vel  ard.  Ve  hüvel  aziz  ül  hakîm.”  Bütün  kâinat, Allah’ı  tesbih  ediyor. Merkezde  Allah.  Aha  arz, arz, arz.  Ayda, adam arama. Bilmem  falan  yıldızda  adam  var  diye  astronot,  gitti  işte  seyredip  gidiyorlar. Arama.

            En  son  Rus  astronotu,  ondan  evvel  çıkmış  göğe de “ ben  Allah’ı  bulamadım “ demiş. İkinci çıkan, Life  mecmuasında  var, ikinci  çıkan,  ayı  ve  dünyayı, karanlık  içinde  tabii.   Dünyanın  döndüğünü  boşlukta  görmüş  herif,  ve   yanındakine,  radyo  bunu   tespit  etti.    İçinde  o  füzenin;  ” be  kospodin  demiş,  gicueri,  Allah  var, demiş  yahu.”    Koskoca  dünyanın  boşlukta  döndüğünü  görmüş  herif.   Aklı  yerinden  oynamış.  Bunlar  boş  lakırdılar  değil  aziz  cemaat.  Boş  lakırdılar  değil.

        Onun  için  insan  beden  ise, yalnız  bu  etten  ibaretse  ruh  nedir  o  halde? Ruh  ise,  beden  nedir?  Cevap  verin.  Bu  iş  ne  senin  işin, ne  benim  işim.  Her  ikisi  de  birbirini  gizliyor  bunların.  Bazı  da  şimdi  bazı  soytarılar  çıktı. “ Efendim oturalım  da  işte  ruh  çağırıyoruz.” Yok  efendim  yok. ben  ruhiyat  tahsil  ettim, onun  hocasıyım, mütehassısıyım. Öyle  saçma  şey,

            “ Er ruhu fiyha  bi  izni  rabbihim  min külli  emr.“ = “Allah’ın  emri  olmadan  hiç bir  ruh, içeri  inmez.” “ Yok, Mevlâna  içime  geldi, yok Hasan  bey  içime..” Yok  böyle  şeyler, bunlar  hepsi  saçma  şeyler. Saçmalığını  organize  etmiş, hakikat  halinde  kendi kendine  aldanan  ve  hakiki  samimi  aldanan  bunlar  zavallılardır. Gelsin  de  benim  önümde  çağırsın  bakayım. Gelsin  çağırsın.

            Beden, aziz  cemaat,  gönlün  gölgesinin, gölgesinin, gölgesinin, gölgesinin, gölgesidir.  Aha  bu. Mahsülün  adı  dâne.  Diğeri  saman  çöpü.  Allah’ın  hikmeti  bu. Zıddiyetleri  birbiriyle  karıştırıyor.  Ruh; bedensiz  bir  iş  görmez, kalıbın  da  ruhsuz  soğur  oğlum. Ona  leş  derler. Kalıbın  meydandadır,  canın  da  gizli.

            Bir  avuç  toprağı al,  ondan  yaratıldık  değil  mi?     Toprağı  bir  insanın  başına  atsak,  başı  yarmaz  toprak. Çünkü  kendinden  yaratıldı, toprak  insanın  anasıdır. Ana  evladına  fenalık  yapar  mı? Suyu döksen, gene  su  karışmıştır  çamurumuza.  “ Ve  cealna  minel  mai  külle şey’in  hayy.” Suyu  döksen, kafayı  yarmaz.  Şelaleyle  dök, tonlarla  dök.  Kafayı  yarmaz.  Çünkü  nankör  değildirler, onlardan  yaratıldık.   Şimdi toprak  ile  suyu  karıştır, kerpiç  yap, bir  kafaya  vur, paramparça  eder  kafayı. 

Aha  insan  kendini  unutmuş, bunu  böyle  yapıp  kendi  kafamıza  vuruyoruz. Farkında  değiliz..

M.Derman(k.s)

Ankara vaazından alıntı…

Bir Cevap Yazın