29 Mayıs sabahı…

İkinci Sultan Murad Edirne de sarayında.
İstanbul fethedilmemiş.
Sarayında oturuyor.
Hacı Bayramı Velî Hazretleri de misafiri.
Şehzade Mehmed de beşikte oğlum.
Hazreti Fatih, Murad’ın oğlu ya beşikte.
İkinci Murad sohbet esnasında Hacı Bayramı Velî Hazretlerine : “Şeyhim demiş Allah’ın izni ve Erenlerin himmetiyle İstanbul’u almak istiyorum! Büyük babam Yıldırım Beyazıt, Amcam Musa Çelebi ve ben bu işe teşebbüs ettik, ettik ama alamadık!” demiş.
“Gönül atın da, himmet edin de bu şehri alayım!” demiş.
Koskoca Murad, Hacı Bayramı Velî den istimdad ediyor.
Yaaa oğlum!
Bir Velî şöyle yaparsa.
Ordular mordular dünyalar fışkırır.

“Arşı kürsi ister isen gir Velînin kabzına,
Arşı Kürsî’den geniştir bir Velînin âyesi.” demiş herif.

Eski padişahlar etrafında o büyük Velîleri toplarlardı.
İstanbul Velîlerle alındı.
Bütün harbler velîlerle şiy edilmiştir, kazanılmıştır.
Hacı Bayramı Velî bir an şöyle gözünü yumuvermiş.
Neriye gidiverdi.
Cep defterine bakıyor, orda hatıra defterine bakıyor.
Sonra tatlı bir ışıltılı bakışlarıyla Sultan Murad’ı şöyle bakışlarıyla okşamış.
“Şevketlüm demiş Allah’ın bildiğini senden saklayamam.
Bu şehri sen alamayacaksın.
Bunu ben de göremeyeceğim.
Lakin bu şehri beşikteki mübarek şahzedenle aha şu benim yanımdaki Molla Akşemseddin alacak.
Herşeyin bir belli vakti vardır, beklemek gerek şevketlim!” demiş.

Onun için aziz cemaat!
Allah inanmış gönüllerin iman zevkinden kazanacakları halleri farz kıldığı ibadetlerde depo etmiştir.
Feyz isteyen ibadetlere koşsun.
Hani deminde söyledim bazıları çıkıyor.
“Bizim için ibadete lüzum kalmamıştır efendim.
Çünkü ibadetler insanı Hakka ulaştırıcı şeylerdir.
Benim gönlüm temizdir, şudur budur.
Biz Hakka uyduk. Hakk ile beraberiz!”
Bu söz yalandır oğlum.
İbadetten müstagni kalacak hiçbir makam yoktur.
İbadet ancak insan öldükten sonra biter.

İşte vaktaki günü geldi, İstanbul muhasara edildi.
Hazreti Resûlullah Efendimizin Hadisi var.
“Fetahhanne’l- kontantiniyye veleniğmel emirü emiruha Vele niğmel ceyşe zalike ceyş.”
Fetahhanne, Arapçada bir siga vardır.
İstikbal sigası ama “katiyetle fethedilecek” demektir.
Fetahhanne’l muhakkak alınacaktır.
“Fetahhanne’l- kontantiniyye velenunel emiri emiril ruha.
Oraya giren ne mübarek emirdir. “
“Vele niğmel ceyşe zalike ceyş.
Oradan geçen asker ne mübarek askerdir.”
Cenâbı Peygamber haber veriyor.
Yedi yüz sene evvelden haber veriyor.
Hazreti Fatih muhasara ediyor 21 yaşında.
Etrafında muhafızları, görünmeyen muhafızları, görünen muhafızları.
Velîyullahharın âyetleri okumaları yaaaaa!..
Muhasara, muhasara haaaaa!
düşmüyor İstanbul.
İstanbul bir türlü düşmüyor.

Şurada bir malzeme vereyim size.
Allah’ı sevmek idrakten doğar.
İdrak olunan şeyler derken, kemâle gönül akıverir idrak etti mi. İnsanlarda idrak cihazları, anlama cihazları muhtelif olduğu için her iki idrak cihazının kendine mahsus birleştiği şeyler vardır.
Hepisinin birleştiği biricik sevgi de Allah sevgisidir.
Allah sevgisinin, Allah’ı sevmek değil sevgi, Allah’ın kendisi sevgidir.
El Vedûd, Allah’ın bir esması.
Vedûd sevilen demektir.
Seven demek demek.
Allah’ın kendisi kendiliğinden sever.
İnsan iyi dikkat edin çocuğunu, malını, işini, sıhhatını hayatını sevmesi fıtrî bir yaradılış icabıdır.
Bunu yapmak için tahsile lüzum yok.
Hayvan bile seviyor. Kedi, kedi aldı mı ciğeri başkasına vermiyor.
Bunlar fıtri bunlar tahsile lüzum yok gayrete de lüzum yok.
Fakat Allah’ı sevmek fikri muhakeme üsulu lazım.

İşte Fatih bu malzeme ile yoğrulmuş beşikten beri.
Hacı Bayram-ı Velî taharı tarü cennetinden sonra yetiştiriyor onu. Görünmeyen, tekneye koymuş şeyi Fatih’i görünmeyen elleriyle, ruhanî elleriyle yoğuruyor Fatih’i.
Fatih yedi tane lisan bilirdi 21 yaşında.
Rumca şiirleri var.
Fatih kuşkulanıyor.
Çağırıyor Hoca’yı : “Hoca burayı ne zaman alacağız bunu? Ne kadar hücum ettimse. On bin kişi kırmışsak diyor düşmandan geriye kalıyor beşbin kişi. Beşbin kişi daha çok muhafaza ediyor!” diyor.
“Şaşırıyorum ben buna!” diyor.
Halbuki bir insan yoruldukça çalışamaz değil mi.
“Bu heriflere ne oldu?” diyor.
“Bu kadar tahribat ettiğimiz halde ertesi günü daha kuvvetli hücum ediyorlar bize!” diyor.
“Şevketlüm!” diyor.
Orda yine hatıra defterini açıyor.
Orda gizli casusluk telsizinden konuşuyor Akşemseddin Hazretleri. Şehirde meşhur şeyh Maksud’un halifelerinden,
Ya Vedûd Sultan.
Ya Vedûd Sultan diye bir Evliya var Bizansda.
Vazifeli gelmiş o da.
Hasta, çok yaşlı.
Duası şu : “Ya İlâhi! Allah’ım! Bu güzel şehrin İslamın olduğunu gördüğüm an benim canımı al!” diyor.
“Zaptedilmeden beni düşman içinde öldürme Ya Rabbi!” diyor.
Bizans’ta olan bu Ya Vedûd Sultan.

Eee tabii Cenâb-ı Allah duasını kabul eder.
Ya şöyle yapacaktır.
Cenâb-ı Allah biliyor İstanbul’un fethedileceği tarihi değil mi?
Biliyor.
Ya Vedûd’un ölüm gününü de biliyor.
Onu da biliyor.
Bakıyor listesine Ya Vedûd felan gün ölecek.
Eee İstanbul da şu kadar gün sonra fethedilecek.
Ben bunun duasını kabul etmesem bu günde fethedilirse bunun daha bu ondan evvel ölecek.
İstanbul fethedilmeyecek.
Ulan ben bunla bir oyun oynayım diyor.
Tırrrrrrrrrıııııııt çekiyor ipi.
Fatih’e gidiyorr.
“Sen dur hele ağam diyor. Daha kırk gün daha var onun ömrüne.
O güne kadar buraya fetedemeyeceksin sen!” diyor.
Durduruyor onu.
Tabii bunu Akşemseddin Hazretleri anlıyor onların telsizleri var.
Gizli teşkilatları var.
“Şevketlüm diyor Bizans kalesinde Allah’ın sevdiği bir zât var.
Ömrü bitmeden şiye giremeyeceğiz.
Daha kırk gün daha fetih gecikiyor!” diyor Akşemseddin.
Şimdi ki gibi : “Bu ne saçmalık, böyle lakırtı mı olur?” diyen yok.
“Peki Şeyhim!”


29 Mayıs sabahı, bir gün evvelden iki gün, oruçlu millet.
Sabah namazını altı yüz bin kişi kıldıktan sonra : “Allah! Allah!” diye saldırıyorlar.
Önden fatih giydirildiği yer altı kulubesindeki delik açılıyor askerleri giriyor.
O anda Ya Vedûd Sultan ruhunu teslim ediyor.
Şehir karmakarışık.
Bildiğimiz tarihi şeyler.

Nihâyet bir gün aradan üç dört gün geçtikten sonra Hazreti Fatih Cuma Namazı için Ayasofya Kilisesine gidiyor.
Temizlettiriyor.
Ayasofya’ya girerseniz batı kısmında bir direk vardır direk. Terleyen direk diye.
Terleyen direk diye bir direk vardır.
Elini sokarsın oraya terler bu direk.
Bütün hastalıklara iyi gelir.
O zamandan var.
Namaz kılıyor o terleyen direğin yanına gittiği zaman Hazreti Fatih böyle birden duruyor.
Gözüne bir nur hasıl oluyor.
Bir nur.
Yanında yetmiş kadar ulema Akşemseddin Hazretleri de olduğu halde.
Bu tarihe geçmiştir.
Böyle yanaşıyorlar ki bir nur onun içinde bir tabut hazırlanmış bir ceset var içinde.
Böyle serili.
Üzerinde cesedin böyle pembe renkte “Ya Vedûd” yazıyor.
Ya Vedûd Sultan orada…
Hemen Fatih : “Bunu alın!” diyor.
“Gusledilsin felan.”
Üzerinde yine bir yazı “Merhum magsuldur!”
Hemen defnedin.
Yıkanmıştır diyor yıkanmıştır diyor.
Allah tarafından guslü yaptırılmış.
Fatih emrediyor.
Herkes omuzuna alıyorlar.
Sultan Ahmed Meydanı’na çıkıyor.
Bir fırtına, bir rüzgar.
Bütün cemaati kendiliğinden aşağı doğru çeviriyor bunları.
Gülhane Parkı’na doğru.
Haydi bunlar doğru gidiyorlar oraya.
Sanki birisi götürüyor.
Ya Vedûd Sultan götürüyor onları zorunan omuzunda olanları. Padişah madişah.
Dönüyorlar Eminönü’ne geliyor.
Eminönü’ne geliyor ki.
Geliyor.
Bunlar oğlum saçma değil saçma değil.
İspatlarınan konuşuyorum.
İnanmayan gider Hazine Müzesinde Tomar-ı Humayini açar okur.
Bir kayık ne küreği var ne adamı var.
Fatih diyor ki : “Girin içine!” diyor.
Fatih de giriyor içine.
Bu devletin arşivinde yazıyor oğlum arşivinde.
Aklına sığmayanlar: “Bu nasıl olur?”
“Bu olmaz efendim!”
Senin aklın için olmaz, benim için olur.
Kayığa biniyorlar o büyük kayığa.
Kayık küreksiz, müreksiz, hadi Haliç’e doğru yol alıyor.
Devletin arşivinde yazıyor.
Hoca Efendinin kafasından uydurma değil bu oğlum.
Geliyor, bir yerde duruveriyor.
Yanaşıyor kıyıya kayık.
Çıkıyorlar. Cenazeyi alıyorlar.
Ayvansaray’ da .
Sanki içindeki Ya Vedûd Sultan, cenazeyi taşıyanları idare ediyor.
Gidiyorlar bakıyorlar ki bir mezar kazılmış.
“Nasıl olur? Bu olur mu?”
Vallahi de olur. Billahi de olur.
Resûlullah beni şefaatinden mahrum etsin ki olur.
Nasıl olmazmış.
Ben yenisini bunların görüyorum.
Neler olmaz.
Defnetmişler oraya.
Namazı kılınmış orda defnedilmiş.
İşte orada Ayvansaray’da orda bir Ya Vedûd Camii ve çeşmesi vardır.
Camisi yapılmıştır Ya Vedûd Sultan oradadır.
Büyük bir Velîdir.
İstanbul’a gittiğiniz zaman hatta orası harb-i umumiden sonra mütareke devrine kadar Ya Vedûd İskelesi’ydi ora.
Değiştirdiler ismini Ayvansaray İskelesi oldu.
Onun için o büyüklerin etrafında neler vardır.
Neler vardır.
Sen kubbenin altını boş mu sanıyorsun.

Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ehli beytihi Muhammed.
Subhaneke ya allam taleyte ya selami ecirna minnari biaffike ya Mecîd.
Allahümme entelmennanu bedius semavatı velard zülcelâli vel ikrami ya hayyu yakayyum ya Allah celle celalehu.

Ya İlâhi!
Ümmeti Muhammede her türlü afat-ı belayı, afat-ı semavi, afat-ı araziyeden, düşman salvetinden Sen muhafaza buyur Ya Rabbi! Âmin!
İcap ettiği zaman ordumuzu daima mansur u muzaffer eyle Ya Rabbi! Âmin!
Memleketimize kıtlık gösterme Ya Rabbi! Âmin!
Midemize ve bütün mü’minlerin evimize, çoluğumuza ve çocuğumuza helal lokma nasibi müyesser eyle Ya Rabbi! Âmin!
Diğer İslam milletlerini her türlü afat-ı belâiyeden koru Ya Rabbi! Âmin!
Ahirete geldiğimiz zaman bize mezarda münkir ve nekir meleklerinnen irtibat nasip eyle Ya Rabbi! Âmin!
Son nefesimizde buyurun : “Eşhedu enlâ ilâhe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Resûluhu” kelimesi ile çene kapamak nasibi müyesser eyle Ya Rabbi! Âmin!
Ahirete intikal ettiğimiz zaman huzuru mahşerde Resûl-i Ekrem Nebi muhterem Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimizin güzel yüzünü göstermek, elinden öpmek nasibi müyesser eyle Ya Rabbi! Âmin!
Bizi cehennem azabından koru Ya İlahi. Âmin!
Lillahil Fatiha.

M.Derman(k.s)

Vaaz dan alıntı.

Bir Cevap Yazın