Hamd…

Hamdın sırrına ermek çok güçtür.

Herkes bilirim der amma… Bilemez.

Hamdın makamı, 1- Bitmez tükenmez nimetleri veren Allah’ın

makamıdır 2- Bu makamdan faydalanmasını bilen makamdır. Bu da Resulü Ekrem’in (M A K A M -I M A H M U D) udur.

Bu makamdan sonra Velilerin,Ariflerin,Alimlerin makamı gelir. .

Bu makam, kendi kendini tanıma, nefsine hâkim olma sırrı­ naerenlerin makamıdır. (BEN İNSANIN SIRRIYIM,İN­ SAN BENİM SIRRIM)KudsiHadis’inin manasınaerişmiş olanların makamıdır.

Bu makamda Hamd’ın sırrına varılır. Hamd etmek nasibine eren (L İ V A- İ L H A M D) altında toplananların, Şefaat-i Resul’e kavuşacakların makamıdır.

EL HAMD, buradaki (EL) hani herkesce bilinen veya bilinmesi lâzım gelen, insanlık âlemine ışık tutan O,meşhur (H A M D) varya iş te O asıl HAMD’d ır…

Hamd ile insan Cehennem âzabından kurtulur.

Bu HAMD yalnız Allah’a mahsustur.

Bir salihin, yangında dükkânı yanmış (HAMD) etmiş. Otuz

sene tevbe etmiş. Burada şükretmesi lâzımdı. . .

HAMD Ruhun muvakkat bulunduğu ve rızk alan cesedin hay-

kırışıdır. Toprağın Hak’ka hamd’ı vardır.

Bu Hamd ‘le. Cehennemden kurtulunur .

Bu Hamd’ı öğretmek için Resulü Ekrem teşrif etmiştir.

Şükrü Ruh ezelden bilir.

Şükür doğrudan doğruya (ZAT – UL LAH)a râcidir.

Hamd onu tanıtan, Resul’den Allah-ü Zül Celâl’e çevrilir.

Dünyadaki bu Hamd’ın ifadesi Ş efaat-ı Resulullah ile karşılanır Kur’an-ı Kerim (S I R A T-I M Ü S T A K I Y M) den bah­

seder. İslâmın en büyük, en doğru yoludur.

Maddi varlık: El ile tutulan, gözle görülebilen;tecrübesi mümkün olan varlıklardır.

Mânevi varlık: Akla ilk önce burada ruhlar, melekler ve bir de

Allah gelir . . .

Maddi ve mânevi varlık bir terazinin iki kefesi gibi bir birini

tamamlar.Refah ve saadet bu iki varlığın ahenk ve muvazenesinden

doğar. Bu iki varlığı Allah’ın eseri olarak kabul ederek, bunları birbirine karıştırmamak en doğru yoldur. Bu basit manada Sırat-ı müsta- kiym’dir.

İnsanları her iki âlemde refah ve saadete ulaştıran en doğru ve en kısa yol Sırat-ı müstakiym’dir.

İmân, ilim ve âmel yoluyla bu yola girilir . . .

Kur’anın gayesi, insanları iki âlemde de refah ve saadete ka­ vuşturmaktır. Konusu da Sırat-ı müstakıym’dir :

Onun için İslâm dininin temel prensipleri (E U Z Ü ) Besme­ le ve Fatiha’da derlenip toplanmıştır.

İmân, akıl hududu içinde olanların, akıl hududu dışında bir kaynaktan gelmekte olduğu şuuruna erebilmektir.

İlim, akıl hududu içindeki tabü, ruhi ve içtimai olayların kesin kanunlarını görebilmektir.

Âmel, İmâna ve ilme dayanan iradeyi harekete geçirmek, ça­ lışıp çabalamak, gayeye giden yolda sarsıntısız yürüyebilmektir.

Bunlara insan ince bir anlayış, derin bir kavrayış, yüksek bir şuurla varabilir. İşte bu Sırat-ı müstakiym’dir.

İmânsız İlim insanı tahribe götürür.

İlimsiz yaşanabilir fakat imânsız hayat mümkün değildir.

Bâzılarının ilme tapmaları bir dalalettir.

Bunları Cenabı Hak hayatlarının sonunda elleri boş bırakır …

İlim ve İmân bir birini tamamlamak için yaratılmıştır.

Din demek, Cennet ve Cehennem demek değildir.

Cennet ve Cehennem sadece bir mükâfat ve mücazattan iba­rettir…..

MUHİDDİN-İ ARABÎ
HAZRETLERİNİN MÜSLÜMANLARA NASİHATLARI kitabı…

Dr.M.Derman(k.s)

Hayırlı cumalar

Bir Cevap Yazın