Bozuyük. 9.11.1949 gecesi rüyamda kâbeyi tavaf ediyordum :

Sarıya meyyal beyaz sakallı cüsseli ve gâyet küçük gözlü bir zat sağ omuzuma dokundu… Oğlum: Sana bir gün soracaklar, kâbe nedir? Cevabın şu olsun…

Kâbe: Kevni hakikatlerle ilâhi hakikatlar arasında bir geçit… Görünenlerle görünmeyenler arasındaki geçit… Onun için namazda ilâhi hakikatlerin zuhuruna vatan olan kâbeye dön­ mek lâzımdır. Böylelikle sûretler kâbenin sûretinde secdeyi bulurken, bildiğimiz hakikatlar de onun bilinmeyen hakikatında secdeyi bulur… Dikkat edersen: Namazda, ötelerin şartından bu dünyada alınan bir rayiha vardır. (Ken­ dini kâbenin içinde farzet, batıya doğru namaz kılıyorsun. Kâbenin duvarının dışındaki adam da kâbeye doğru kılıyor, kâbe duvarını kaldı­ rırsan karşı karşıyasın. O halde içerdeki ve dışardaki duvara mı dönüyor­ lar, duvarı kaldırırsan yüz yüzedirler). Sonra bana avucunun içini öptür­ dü. Ve dedi. Ben Muhiddini Arabiyim … Devam etti: Gölge ile vücut birbirinin aynı değildir. (Vahdeti vücut) düşüncesi yanlış gibidir… Bu düşünce eşiği okadar derin ve girift bir incelik merkezidir ki orada çoklarının ayağı kaymış ve çoklarının kalbindeki hissi selâmet bozul­ muştur… Bütün akılların idrak edemediği Allah sırrının çözüm noktası ölümdür … “Her şey bana dönecektir” Âyet. Bu ölmek değildir. Ölmek diye birşey yoktur. Şekilden şekile girmek vardır… Ölümü herkes anlar. Fakat tekrar dirilmede akıl bulanır, vehim şüphe içinde kalır.

(Ölmek diye bir şey yoktur)… Allah ölüm ve tekrar dirilme ile bunu perdelemiştir, gölgelemiştir … Neyi. Gölge, bir cismin mekânda bulunduğunu bildiren maddeden ayrı bir görüntüdür. Ölmek diye bir şey yoktur. Gölge, bir cismin mekânda bulunduğunu bildiren maddeden ayrı bir görüntüdür. O, varlığın mekânda bulunduğunun isbat ve şahididir. Kim… Gölge… Gölgesi olmayan ne var düşün bakalım: Mekânda birçok şeyler vardır. Gölgesi yoktur. Bu yoktur demekle ne kastediyoruz onu anlayarak düşün. O zaman suale cevap bulursun…

Şunu da hatırlayarak düşünmek lâzımdır. Gölgenin de gölgesi vardır. Gölge ziya ile teşekkül eder. Ziya yani ışık olmayan yerde gölgeden bahsedilemez . Gölgeyi tevlit eden müessir yani ziyanın kudret, kuvvet, hafiflik, sönüklük derecesine göre gölge berrak görünürlükten belirsiz hale kadar değişir. Aynı zamanda geliş, derece, yükseklik, alçaklık durumuna göre de büyür, uzar kısalır, küçülür gözden uzaklaşır, adeta kaybolur …

Gölgesi olmayanları arayıp bulunuz, ondan sonra düşünerek gölge hakkında kanaat ve mütalâaya varınız…

(Gözümün nuru namazdır diyen Resul’ün gölgesi yoktu) . Namaz va­kitleri gölgenin değişmesi ile tayin edilir… Gölgenin büyüyüp küçülmesi, yok oluşu, görülmeye başladığı vakitlerdir bunlar…

Bu vakit gelmeden namaz farz olmaz. Bunu çok düşün… Namaz vakitle farzdır. Vakit geçti mi o namaz kaza olarak eda edilir. Yalnız akşam ve sabah namazlarında gölge hikâyesi bahis mevzuu değildir. Niçin. Onu söylemeyeceğim.

Size birşey söyleyeyim mi. İtiraz etmeyin, münakaşaya girmeyin (Rü­yada) gördüğümüz şeylerde gölge yoktur. Dikkat etmediğimizden veya etmek imkânı olmadığından öyle şey olur mu demeyiniz…

Vakit yoksa namaz da yoktur . Şimalde altı ay gece, altı ay gündüz oluyor . Buralarda ibadet tamamıyle başkadır. Öyle yerler vardır ki güneşin doğması ile batması bir olur. Biraz düşün. Miraçta ilk akşam ve sonra sabah namazı bildirildi.

Beş vakit namaz bu namazlardan üç sene sonra ara namazları da kılın âyeti ile Resulullah tarafından tayin edilmiştir … Rüyada: Renk ses vardır. Koku yoktur. Bir de gölge yoktur … Niçin bunlar yoktur merak etme…Efendim ben gölge gördüm diye zırıltı etme. Yoktur… Hemen cevap verilecek şeyler de değildir bunlar… Din alimiyim diye de zırıltı etme. Onu bilenler de vardır.

Allah, kelâmında gölgeden bildirir. “Onlar gölgelik olan arşın gölgesinde otururlar. ” Âyet. Gölge kaybolur, gönül doyunca diye kibar bir söz vardır. Ruhla beden aynı şey değildir … Ruhla doymuş olsa beden ne acıkır, ne de yorulur. (Bu hal halvette öğretilir)… Ama su ister… İnsan bir gölgedir. Dünya yüzünde.. Kimin gölgesi, onu da sen bul. Allah’ın kulusun sana o kadar izansızlık yaftası vurmaktan utanırım…

Nasip bitiyordu: Kâbenin cenup kapısından beni dışarı çıkardı… Haydi oğlum yürü ARAFAT’a çık… Yolun nurlu olsun… Kulağıma yavaşça adeta koku gibi fısıldadı: Âlem, sıfatı kemallerin zuhur mahallidir.

Başka söze kulak verme… Büyük bir ter içinde uyandım sabah ezanı okunuyordu…

M.Derman(k.s)

One thought on “Bozuyük. 9.11.1949 gecesi rüyamda kâbeyi tavaf ediyordum :

  1. Tekrar ve tekrar okuyorum Derman Sultan, bunlari okuyabilmemiz bir lutufsa cvplarda acilirmi gelirmi ? Hak etmekmi gerek…

Çiler için bir cevap yazın Cevabı iptal et