Hayırlı cumalar

Hazreti Davud, Peygamber olduğu halde bir defa yüzünü yukarı kaldırmamıştır.

Kibir gelir bana diye…

Onun için dünyadaki dört tane okyanus vardır.

Okyanus, büyük denizdir biliyorsunuz.

Bunları dolduran sulardan daha çok insanoğlu Hz. Âdem’den bu yana göz yaşı dökmüştür.

Bunlardan daha da çok.

Bu gözyaşının on bin tonsa bu.

Yarısı eğlence, kahkaha, edepsizlik gözyaşıdır.

Yarısı insanların birbirine karşı,

Onun geriye kalan yarısı da birbirlerine karşı duyduğu üzüntülerden,

Şunu kaybetti bunu kaybetti ondan.

Geriye bir bardak yaş kalıyor.

Ahaa o bir bardak yaş olmazsa dünya kubbesi düşer.

Hadis şu : “kuliyet kulibet”

Allah yolunda doğruluktan ayrılmayıp gece gözyaşı getiren insanlar olmasa idi.

Gök kubbesi yarılırdı.

Ölüm acısı duygusundan kurtulmak için gözlerini dünyaya bir köpük parçasına bakıyormuş gibi, bir rüya görüyormuş gibi, çeviren insan ölümün pençesinden muhakkak kurtulmuştur…

Sevinçten elem doğar.

Sevinçten korku doğar.

Sevinçten yakasını kurtaranlar için de elem yoktur.

Böyle bir insana korku nereden gelecektir?

Bulun bana deliğini de söyleyeyim.

Biz tıkayalım o deliği.

İnsana acıyan büyük bir kalb ağrısını görmemek imkansızdır. Araba, ne tekerlek ne dingil ne de teknedir.

Araba dediğimiz zaman.

Bunların hepsine birlikte verilen ismidir.

“Ahmet deriz. Hasan Bey!” deriz. “Ömer Bey” deriz.

Bu kelimeler, ne gözdür, ne kulaktır, ne de duygudur. Bunların hepsidir, verdiğimiz “Ahmet efendi” diye isim verdiğimiz.

Onun için insan haddini bilmelidir.

Okyanusta kaç bardak su var birisi sana söylesin.

Ganj nehri yatağında ne kadar kum tanesi var.

Bunlar mesaha edilmez, kabul edilmez, ölçülmez bunlar Ölümden sonra bir hayat var veya yok düşüncesi de aynı nev’îdendir.

Sorulacak suale ikisi de yanlıştır.

İnsan korkuya veya imana bir şeyin karşısında döner. Bir hastalığın karşısında.

O hastalık nedir?

En büyük hastalık açlıktır oğlum.

Niçin açlıktır?

Oruçta diyoruz, çok dikkat buyurun.

Oruçta diyoruz Er Rezzak esmasını bir tarafa itiyoruz.

Hay’ la Hayy oluyoruz.

Hay ile her an Hâlvet olmak insanı yakar.

Yakamadığı için açlık hissinde : “Benlen çok ahbaplık etme dön dünyana!” emridir bu.

Çünkü insan yalnız ekmekle değil iyi sözlerle de beslenir. Hindistanda adamlar var otuz gün mezarın altında aç susuz duruyor. Durulur.

“Ben duramıyorum!”

Sen baştan aşağıya midesin de ondan.

Arılar gelir çiçeğin üzerine konar.

Çiçeğe hiçbir zarar yapmadan oradan balı alıp nasıl giderlerse insan öyle çalışması lazımdır.

Tutuşmuş ateş üzerinde kıvılcımlar, binlerce kıvılcım çıkar. Yanar sönerler, yanar sönerler.

İşte bütün kâinatta da her şey böyle her an ölüyor ve her an var oluyor.

Biz onun farkında değiliz.

Bak bu elektrik saniye de 60 defa yanıp sönüyor.

Biz onu göz ve hassamız onu idrak edemediği için devamlı addediyoruz…

Yalnız insan ibadetini düşünür.

Muhakkak bir gün karanlıklar aydınlanacak insanda. İnsanı hapseden şeyler kendi içindedir.

Geçmişte yapılmış, yapılan yanlış hareketler, elem, Geçmişte yapılan iyilikler ise saadet verir.

Onun için gençlere söylüyorum.

Gezsin, sinemasına gitsin.

Futbol oynasın.

Şunu yapsın, bunu yapsın, cesedinlen bu.

Gıpta etmesin!

Haram yemesin!

Kimsenin ırzında olmasın!

Büyüklerine hürmet etsin!

Hükümete hürmet etsin!

Küçüklere hürmet etsin!

Fakat namazını kılsın!

Bu başka o başka.

İnsan biraz da ma’siyyet ister.

Onun için Cenâb-ı Allah diyor ki :

“Herkes temiz ve doğru olaydı. Ben fenâlık yapacak bir cemaat halk ederdim.” diyor.

O halde Cenâb-ı Allah insanlarda bir ma’siyyet istiyor.

Bu ma’siyyete istemezse idi cennetten Hz. Âdem kovulmazdı.

Dr.M.Derman (k.s)

Vaaz alıntı

Bir Cevap Yazın