Hayırlı Cumalar

*Sır denilen bir kelime vardır lugat kitabında, cem’i esrar. Gönlün iç yüzü demektir.

Allah kulundan iki şey ister. Zahirde hakkın emrini yerine getirmek, batında kâlbini Allah’a, bağlamaktır. Allah bu iki şeyi ihsan ederse, zahir ve batın nimetlerini o kulun üzerine yaymış demektir. O halde Allahın istediği ubudiyet yolunda istikamet üzere ol. Göreceğin bir iş olursa, bu işten nefsin hoşlanacağı bir hal olmamak şartıyla işini doğrudan doğruya Allah’a bırak; şeytan ortadan kaybolur. Amelsiz Cennet istemek günahtır. Sebepsiz şefaat dileği gururun bir nev’idir.

*Bu işlerde Besmele her işin Allah adıyla, fethedilmesi için elimize verilmiş bir anahtardır. O anahtarı kullanabilmek için evvela Allah adını kâlbinde tut.

*Allah kuluna tam bir hürriyet vermiştir, ama izni olmaksızın bir toz zerresinin yerinden kalkmasını imkansız kılmıştır. Her türlü fenalıkların kökü nefsinden razı olmaktır. Kendi varlığını görmesi ve nefsin isteklerine uymuş olması insanı vücut zindanına sokar.

*Fani olmayacak bir izzetle şeref ister isen; fani olacak bir izzet ile aziz olmak isteme. Allah ile baki olacak bir izzeti ihtiyar edersen, hiç bir kimse, seni zelil edemez. Harunu Reşit devrinde bir salih zat Harunu Reşit’e adaletle hareket etmesini söylemiş. Adil hükümdar fena halde hiddetlenip, gazaba gelerek o zatı azgın bir katıra bağlatmış. Fakat katır hiç bir azgınlık göstermemiş. Bunun üzerine kilitli bir odaya hapsettirmiş. Adamı hariçte, bahçede gezerken görüyor ve hükümdara haber veriyorlar. Harunu Reşit huzuruna tekrar çağırtarak o zata soruyor:

– Seni odadan kim çıkardı?

– Beni bahçeye koyan çıkardı.

– Bahçeye kim koydu?

– Odadan çıkaran koydu…

Bunun üzerine Harunu Reşit bu zatı bir ata bindiriyor bütün memleketi gezdiriyor. Yanındaki tellallara da şöyle bağırıp ilan etmelerini emrediyor:

Allahın aziz eylediği bir kulunu Harunu Reşit zelil etmek istedi fakat gücü yetmedi..

*Muhteremler! Allahın meşgul olduğu kimseyi ne cin taifesi, ne yırtıcı hayvan, ne kimse korkutamaz. Toprağa verildiği zaman ne yer haşeresi, ne çıyan cesedine yanaşamaz. Korkudan değil, edepten… Toprak bile hürmeten, kendine temiz geldiği için o cesede dokunamaz. Topraktan, temiz yaratılan insan aynı temizlikle toprağa giderse, toprak ona kıyam eder ve kabrine nur inmeye başlar. Böyle kimselerden ne denizdeki balık, ne gökteki kuş kaçar.. Sokulurlar yanına kırk yıllık dostmuş gibi… Böylesi de bulunur mu? diye sorma. Dünyada herkes gaflette değildir. Gönlü, kâlbi feyzi İlâhi ve Nuru Resûl ile dolmuşlar vardır, dünya yüzünde.. Onların bir tanesinin hürmetine binlerce kişi her türlü bela ve afetten korunmuş olur. İş ki, biz, böyle insanların her devirde, her zaman bulunduğuna imanımızı sarsmayalım.

Altın dirhem, miskal ile, elmas kırat, öküz kilo ile, İslâm’ın ölçüsü gözle görülemeyecek kadar hassas bir ölçü ile ölçülür.

*Vesveseyi defet, ne kadar işin varsa kaza, kadere teslim et. Sıkıntıda olanı Allahın lütfu, felaha ulaştırır. Allahın kahrı, fezayı bile daraltır. Ne dilerse öyle iş gören Allah’a kendini teslim et, o anda rıza yoluna girersin.

*Cahilin kâlbi diline tabidir, dili kâlbine müracaat etmeden rastgele konuşur. Arifin dili kâlbini takip eder, birşey söylemek istediği zaman kâlbine dalar, söyleyeceği şey lehine ise konuşur, yoksa susar. Dünya binek taşıdır, binebilirsen seni taşır, o sana yüklenecek olursa öldürür. Allah’a itaat eden kimseyi sevmek zorundasın. İyi kimseyi seven Allah’ı sevmiş olur.

Dr. Münir Derman (k.s)

Vaaz alıntı…

Bir Cevap Yazın